Çarşamba, Nisan 02, 2008

Punto

Nostaljim mi geldi nedir? Ne şimdi kuzum bu Ajda Pekkan tınıları duvarlarımdan yankılanan? "Dert bende derman pembe. Aşk frende permam nerde?"

Bugün akşam sefası günüydü, Yıldırım Bekçi abimizden dinledim her ne kadar sesi beni etkilemese de müziği etkiledi, ki önce "Annneeeeww, Orhan Baba'dan geliyor" diyerekten tavrımı belli etmiştim salondan hole doğru böğürerek. Sonra bunu Orhan Baba'nın değil Ajda Hala'nın söylediğini hatırladım. Sonra da bir bilgisayarımın olduğunu hatırladım, üstelik internetimin de olduğunu hatırladım, hatırladım da hatırladım. Geldim indirdim. Korsana hayır, LimeWire'a evet. İndirip dinliyorum kardeşim, n'apayım param yok. Hem, "İstemem bayramlık koyunum ölsün, istemem kaşığıma teke sürünsün, ben milyonda bir de kalsın deseydim, istemem kafamdan bardak dökülsün."

Sonra hem eski hem yeni versiyonunu buldum. İkisi de güzel, "Dert Bende3.0" bir de "Dert Bende 3.1 Beta" Döndür döndür dinle. Neyse, bugün bizi televizyona kilitlemeyi başarıyorlar yayın organları sağolsunlar, bu konuda çok başarılılar. Önce "binbirgece", arada "akşam sefası", derede "tamam mı devam mı", bir de en sonunda kabus gibi "şansa bak". Yahu izlemem de işte boşluk ve bıkmışlık ve bezginlik ve sair bütün sıfatlar beni bunlara itiyor. Özellikle bugün şu "şansabak"ta acayip gülesim geldi, A.Ç. kod adlı sunucu, eski hakem ve mevcut futbol yorumcusu, "büyükşef" kod adlı üst mevkisi ile telsiz bağlantısı kurdu. Yani tamam kardeşim kurgu hepsi biliyoruz, millet izlesin diye yapıyorsunuz, da, bari biriniz Türkçe konuşurken, ötekiniz İngilizce cevap vermeseydi. Dingilist bir durum oldu. Hehe, güldük ama iyi oldu, neyse.

Bugün yeğenimi karşılamaya ablamların evine gittim, zira ablam bizdeydi, çocuğun okuldan geldiğinde kapıda kalmaması gerekiyordu ve buradaki stratejik görev benimdi. Tam bir görev bilinciyle bunu yaptım, evet, gittim ve bir çocuğun kapıda kalmasını engelledim. Aaaa bak bunu yazınca aklıma geldi, yeğeni beklerken "Eagle Eye Cherry" den bir şarkı dinlemiştim tv'de, dur onu indireyim. Flashback oldu birden acayip, yandı yandı söndü, tutuştu da köz oldu hatıralarım, what is the matrix diyesim geldi. Dur bakim beklersen bulayım şu klibi. Hadi ekleyeyim hadi tamam, iyi saatlerime dank geldin. Dank.

Daha iyi bir kaydını izlemek ve dinlemek için buraya tıklayabilirsin. Ya da şuraya tıklayabilirsin. İstersen buraya da tıklayabilirsin. Oldu olacak buraya da tıkla bari.

Danke. Ben severim bu kartal göz kirazı. Bu klibi de tee liselerden miselerden hatırlarım. Zaman geçiyor günlük hem de hiç istemediğin bir hızla. "Hopdur" desen durmaz, "kopgel" desen yemez, "street" diyeceksin başka çaresi yok. Sokak tabiki gençler, kurcalamayın çok, çıkın gezin biraz açılırsınız. Ne diyorduk, "Kaşın alevse kasketin bir kor. Tenin tokluğunu gel bize sor. Gül yağında pembeleşmiş gibiyim. Sensiz kaşınmayı düşünmek çok zor."

Bu da böyle yeter.
Hadi ben de yatar.

Hiç yorum yok: