Çarşamba, Nisan 16, 2008

Noksanlar

Hehe, manyak yahu bunlar...

Şu doksanlar pek acayipti aslında. Seksen sonları doksan başları. Güzeldi. Noksan gibiydi millet biraz. Modayı takip eden birisi hiç bir zaman olmadım, ya da trendleri falan. Üstelik ben doksanlarda Tineyc Mutant Ninja Törtılsla koltuklarda zıplayan, elindeki mandolini gitara benzetip MFÖ klipleri çeviren, Kozbi Ailesini hiç kaçırmayan, Susam Sokağında en çok Kurabiye Canavarını seven, Edi ile Büdü'yü çocukluk idolleri olarak gören, kıvırcık saçlarına tarak girmeyen, ilkokuluna bir sene sabahçı bir sene öğlenci giden, siyah önlüğü olan, akşam ezanı olmadan eve girmeyen, adının rulman olduğunu lisede öğrendiği o zamanlar bilyeli denen rulmanlardan tekerlekleri olan 4 tekerli arabalarla yarış yapan, sokağın sonundaki lastik tamircisinin hurdaya ayırdığı lastikleri aşırıp sokağın diğer ucundan yuvarlaya yuvarlaya yarıştıran peşinden koşan, sokak köpekleri doğurunca yavrularını paylaşan, yarası beresi eksik olmayan bir çocuktum daha. Trend falan da neymiş, ayrıca bananeymiş. Bu tip şeyler ablalar abiler izlerken göz ucuyla bakılan, sonra sokağa kaçılan konulardı hep. Hehe, bugün şöyle bir bakınca, o zamanlardaki giyim kuşam falan, saçlar maçlar, makyaj, o zamanlar sanki başka bir dünyaymış gibi geliyor, herkes başka bir âlemmiş. Dansları falan saymıyorum, ayrı bir tez konusu bile olabilir onlar.

Müzikse, o zamanlar genç kategorisinde olan ablamların playlistinden ibaretti benim için. Evde ne dinlenirse ya da izlenirse bir şeyler kalıyormuş demek ki akılda. Çünkü geçenlerde şu aşağıdaki klibi tv'de görünce ve sözlerini hatırlamasam da mırıldanmaya başlayınca acayip bir şey kapladı içimi. Çocukluk yıllarıma gittim sanki. Hâlâ da gelemedim galiba.

Hehe, hey ahbap kayayı mı yedin?


işin yok mu derdin var

04.04.2008
Sayın ... Cumhur ... ;

“Amacı ve ona ulaşmak için çabası olmaksızın hiçbir insan yaşayamaz." Dostoyevsky
İlanımıza yapmış olduğunuz başvuru için teşekkür ederiz.

xxx olarak var olma amacımız, hedeflerinize ulaşırken ihtiyaç duyduğunuz desteği verebilmektir.

Herkes, hayatının belli dönemlerinde bir şekilde fikir almaya veya görüş paylaşmaya ihtiyaç duyar.İşte öyle zamanlarda burada olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Özgeçmişinizin bilgi bankamızda, ileride doğabilecek uygun iş olanakları için gizlilikle saklı tutulacağını bildiririz.

Özgeçmişinizdeki değişiklikleri güncellemeniz ilişkilerimizi daha sağlıklı ve kalıcı kılacaktır.
Başarılarla dolu bir iş yaşamı dileriz.

Saygılarımızla,xxx



03.03.2008'de başvurduğum bir ilandı bu. Bugün mail göndermişler. Allah'tan ilanlara başvurup unutuyorum, yoksa bekle Allah cevap bekle.

Şimdi saygıdeğer güzel yetkili, sen ne diyorsun yahu? Dostoyevskiyi falan karıştırma, öyle alengirli lafları yemez bu bünye. İki saat de yazı döktürmüşsün, şöyle de böyle diye. Laflara bak, bilmemkim olarak var olma amacımızmış, ne amacı yahu, bilmiyoruz sanki biz sizin amacınızı.

Fikir almak istesem, kusura bakmayın da bana bir ay sonra cevap gönderen kaplumbağavari anlayışınızdan istemem, teşekkür ederim.

Mümkünse özgeçmişimi bilgi bankanızdan çıkarabilirsiniz.

Bir an önce batmanızı dileriz.

Saygılarımızla.
Cumhur.

İş arama sürecinin böyle eğlenceli yanları da yok değil. Daha pek çok bu tip ilginçlikler var, zamanla yazarım buradan.

Pazar, Nisan 06, 2008

Gece geçiverip Duran geçen Günün emesenlemesi

Cumhur: naber
Home Sweet Home: eyvallah yorgunum yeni geldim işten
Cumhur: naptın
Home Sweet Home: çalıştım napıcam adama bak
Cumhur: naptın yani
Home Sweet Home: nasıl naaptın lan genel bildigimiz bahsettiğim şeyler
Cumhur: mesela
Home Sweet Home: lan akşam akşam sorguyamı cekiyon beni
Home Sweet Home: hat actık hat kapattık manevra yaptık deger aldık deger verdik falan filan işte
Cumhur: yani?
Home Sweet Home: cumhur (biip) (biip)
Cumhur: bak şuraya kadar, ben sadece 6 kelime yazdım, sense 54, nasıl yorgunluk bu anlamadım.
Home Sweet Home: comhur (biip) (biip)
Cumhur: hehe, moralin bozuldu dimi
Cumhur: ayrıca benim adım cumhur
Cumhur: comhur değil
Cumhur: önce arkadaşlarının ismini öğren
Home Sweet Home: biliyorum direkt olarak şahsına küfretmemek için comhur yazdım
Cumhur: nasıldı işler
Home Sweet Home: sen önce arkadaslarının ne kadar düşünceli oldugunu oğren ukala nolucak
Cumhur: haha
Cumhur: kötüyüm ben napim
Cumhur: cumartesi gidiyoz
Home Sweet Home: nereye gidiyonuz
Cumhur: sen de geliosun
Home Sweet Home: nereye geliyorum
Cumhur: bizim gittiğimiz yere
Home Sweet Home: (biip) (biip) nereye gidiyonuz
Cumhur: bunu sormuştun
Cumhur: sen de geliosun
Home Sweet Home: cevap vermedin ama (biip) (biip)
Cumhur: lan geri V'ın nişanı yok mu
Home Sweet Home: nerede
Cumhur: sen bize takıl biz seni götürürüz
Home Sweet Home: lan sen yuksek lisans yapmış hatta askerlik bile yapmış bi adamsın ama hala su basit soruyu bircok kez sormama ragmen cevap vermedin
Home Sweet Home: yorgun halimle uzun uzun küfrettiriyorsun evin içinde
Cumhur: sen de koskoca yüksek lisans yapan adamsın bi cevabı benden alamadın
Home Sweet Home: ha karşımdaki dolap ha sen ..ikinizden de cevap yok hadi o odundan yapıldı sen neyden yapıldın kalas
Cumhur: hakaret etme, odun da olsam hislerim var benim
Home Sweet Home: lan oğlum yalvarmam mı lazım şu sorunun cevabını vermen için ctesi nerde olacak bu nişan
Cumhur: restoranda
Cumhur: bi dakka burnum kanıo gelcem
Home Sweet Home: çok mu baskı yaptım lan yoksa üzüldüm bak şimdi
Cumhur: yok lan başparmağımı sokmaya çalışıodum ondan oldu
Cumhur: neyse kavak yelleri başlıo gittim ben şimdilik
Cumhur: M'lerin karşı restoranında olcak nişan

Notums: Arkadaşlarıma bana bu tip sakat zamanlarımda katlandıkları için sonsuz sevgilerimi sunarım.

Dertliyim, derdim Dünyadan büyük. Mesela Satürn kadar olabilir. Hem halkaları da var. Eğlenceli. Ayrıca müzik dinlemezken daha güzel yazdığımı keşfettim. Yani bana göre güzel tabi, göreceli bir kavram bu güzellik. Yani gören var göremeyen var. Mühim olan zaten mânâlı gözlerle bakabilmek değil mi şu geçiverip duran hayata.

Cuma, Nisan 04, 2008

Umman

İnsanların sürekli deniz gören evlerde oturmak istemeleri, birbirlerinin içindeki denizi göremiyor olmalarından mı kaynaklanır? Yoksa insanların içinde deniz yok mudur? Yoksa ben neden görüyorum? Ya da ben saçmalıyorum galiba.

Dağınık Fikirler

Eve deniz alası geldi. Plastik bir kutunun içinde 4'e bölünmüş şekilde. Akşama balık var günlük, bense hiç sevmem, bakalım ne yiyeceğiz.

Acayip rüyalar gördüm, hayırdır inşallah, üzerime iyilik sağlık. Bu da garip bir durum, çünkü ne gördüğümü hiç hatırlayamıyorum, ama sadece acayip olduklarını hatırlıyorum.

Hiç bekleme günlükcüm ne yazacak acaba diye, çünkü hiç bir şey yazmayı düşünmüyorum. Zaten uzamayan paragraflardan da bunu anlayabiliyoruz. Zaman geçiriyorum sadece.

Ayrıca bence blututlu kulaklığı olan televizyonlar icat edilmeli. Eğer edildiyse tamam. Ama edilmediyse telif hakkı benim bak, önce ben düşündüm bunu.

Babam bilgisayar kursuna başlamayı planlıyor. Destek verelim.

Enişte adsl üyeliği yaptıracakmış. Araştıralım.

Bankamla olan aşkım hâlâ bir mevye verebilmiş değil. bilmemkaçküsür yetale lazım bana. Var da vermeyeceğim. Eve haciz gelsin, anneme daralmalar gelsin diye bekliyorum. Manyakım çünkü.

Aa ben reklam yazarlığı sertifika programına başladım bu arada günlük. Programın parasını kredi kartımla ödemeyi düşünüyordum, ama artık kartım da yok. Ne halt edeceğim hakkında bir fikrim de yok. :( ühühüü.

Cumartesi günü teee ilkokuldan beri dostum kardeşim arkadaşım nişanlanıyor. Nişanda bir şey takmak lazım mıdır? midir? müdür müdür müdür?

Aaa Cumartesi kursum var benim. Ulan o kadar da para veriyoruz, gitmeden de olmaz şimdi.

Veremiyor da olabiliriz. Nişana gidelim en iyisi.

Neyse ben kafamı toplayayım da biraz bakarız sonra.

evreka

Hah, hatırladım...

"Bu asansörden çıkınca kendime bir tekne alıp orada yaşamaya başlayacağım."

Küt diye aklıma geldi. Az önce izliyordum, "Mesajınız Var" filminde. Asansörde kalan bu film kahramanlarımız sırayla asansörden çıkınca ne yapacaklarını söylüyorlardı, ben de ekledim onlar susunca, "Ben de bu asansörden çıkınca vesair vesair."

Unutmuştum bu konuyu da şimdi aklıma geldi. Neyse. İçimde tarifi namümkün bir hissiyat var. Boşluk gibi biraz. Hani hiç bir şarkı yetmez ya bazen öyle. Arşivimdeki en scream vokalleri dinliyorum olmuyor, en hard gitarları çaldırıyorum olmuyor, en partiküler davulları işliyorum olmuyor, en en en sakin melodik romantik tınıları patlatıyorum, beynim zonkluyor. Çalsın elleşme. Ben de böyle boş boş monitöre bakıp yazmaya devam edeyim. Bari bir LCD monitör al kendine. Bu bahsi kapatabilir miyiz? Zira az daha Trakya ellerine gidecektim kamyon kasasında bu yüzden. Hah, komik geldi.

Dün ablama gitmiştim ya günlük, dün müydü yahu, yoksa önceki gün müydü, neyse. Tam çıkacağım evden, üstümü başımı giyiniyorum, niye soyunuk muydun ki? Yok lafın gelişi. Küçük yeğen koştu koştu, sağ bacağıma sarıldı, ağaca sarılan koala misali. "Yayı ditme" dedi. "Olur" dedim "Ditmem" geçtim biraz daha oyalandım orada burada. Sonra "Hadi ben gidiyorum" dedim. Bu sefer büyük yeğen geldi bacağıma sarıldı, ağaca sarılan diğer koala misali. Haha. "Gitcem olm bırak bacağımı geç oldu" dedim. Küçük yeğen geldi, abisini çekiştirmeye başladı, "Bırak ditcek, ditcek bırak" diye. Hehe, işte buna ne diyeceğimizi bilemiyoruz günlük, biraz kıskançlık var galiba.

Şimdi tabi ben bu kadar geniş spektrumlu şarkılar dinlerken, hemen başımın sol tarafındaki camın diğer tarafında annemin yüz halini de merak etmiyor değilim. Benim odam bir gariptir. Eskiden mutfaktı zira. Sonra yoğun yıkım ve tadilat çalışmalarıyla bir oda siluetine kavuşturuldu. Ama mutfak olduğu için, o zamanlardan kullanılan servis penceresi hâlâ bu odanın mutfaktan kalan bir anısı olarak benim tüm özel hayatımı gözler önüne serebilmekte. Yukarı doğru sürgülü kızak şeklinde açılan (Bakınız: kayan kapaklı cep telefonları) bu pencere hayatımı bazen çekilmez bir çile haline getirebiliyor. Zort diye bir anda pencereyi açıp "Dayı naber" diyen yeğenlere ve "Napıosun" diyen ablalara, tık tık tıklayan aile bireylerine inat sükûnetimi koruyabiliyorum. Çünkü biliyorsunuz söz gümüşse, scud bir füzedir.

Çalan şarkımızı tüm dünya koalalarına armağan edelim. "Three Days Grace - Animal i have become" Sevdiğimiz bir parçadır, zaman zaman psikopata bağlanıp tekrarlarca dinlediğimiz vâkidir. Hatta dur bakalım klibini bulalım.

Benim bu asansörden çıkmam lazım.


Çarşamba, Nisan 02, 2008

fckng mny

Sabah sabah, ya da öğlen öğlen, telefonunuza gelen mesaja bakıyorsunuz, bankanız sizi hatırlamış, siz 3 aydır onu hatırlamadığınız için kredi kartınızı geçici olarak bloke ettiğini söylüyor. Beni seviyor olmalı.

"The Used - The Taste Of Ink"in klibini buldum yahu, ekleyeceğim sana şimdi. Neden bu kadar önemli? Çünkü mesajı okuduğumda bu şarkı çalıyordu. Bankamla aşkımızın şarkısı bu artık bizim.


Şaka maka bir yana, benim acilen bir şeyler yapmam lazım. Özellikle de şu f..king money'den bulmam lazım.

Circle Circuit

Merhabanın büyüsü. Büyümenin tarifsiz acısı. Acımın çok fazlası. Fazlalık düşüncesi. Düşünce kalkmanın gururu. Gurunun Ferrarisi. Feri kaçık bakışlarım. Akışkanı başka fikirlerim. Fikrikablelvuku hissiyatı. Hissikablelvuku kullanımı. Kullanım kılavuzumun kaybolmuş olması. Olmayan şeylerin beyinsel görüntüsü. Görüntü yönetmenimin işini iyi yapamaması. Yapılamayan herşey için uydurulan mazeretler. Mazeretlere inanan kendim. Kendime inanamayan ben. Bencil bir dünya. Dünyaya tekrar merhaba.

Punto

Nostaljim mi geldi nedir? Ne şimdi kuzum bu Ajda Pekkan tınıları duvarlarımdan yankılanan? "Dert bende derman pembe. Aşk frende permam nerde?"

Bugün akşam sefası günüydü, Yıldırım Bekçi abimizden dinledim her ne kadar sesi beni etkilemese de müziği etkiledi, ki önce "Annneeeeww, Orhan Baba'dan geliyor" diyerekten tavrımı belli etmiştim salondan hole doğru böğürerek. Sonra bunu Orhan Baba'nın değil Ajda Hala'nın söylediğini hatırladım. Sonra da bir bilgisayarımın olduğunu hatırladım, üstelik internetimin de olduğunu hatırladım, hatırladım da hatırladım. Geldim indirdim. Korsana hayır, LimeWire'a evet. İndirip dinliyorum kardeşim, n'apayım param yok. Hem, "İstemem bayramlık koyunum ölsün, istemem kaşığıma teke sürünsün, ben milyonda bir de kalsın deseydim, istemem kafamdan bardak dökülsün."

Sonra hem eski hem yeni versiyonunu buldum. İkisi de güzel, "Dert Bende3.0" bir de "Dert Bende 3.1 Beta" Döndür döndür dinle. Neyse, bugün bizi televizyona kilitlemeyi başarıyorlar yayın organları sağolsunlar, bu konuda çok başarılılar. Önce "binbirgece", arada "akşam sefası", derede "tamam mı devam mı", bir de en sonunda kabus gibi "şansa bak". Yahu izlemem de işte boşluk ve bıkmışlık ve bezginlik ve sair bütün sıfatlar beni bunlara itiyor. Özellikle bugün şu "şansabak"ta acayip gülesim geldi, A.Ç. kod adlı sunucu, eski hakem ve mevcut futbol yorumcusu, "büyükşef" kod adlı üst mevkisi ile telsiz bağlantısı kurdu. Yani tamam kardeşim kurgu hepsi biliyoruz, millet izlesin diye yapıyorsunuz, da, bari biriniz Türkçe konuşurken, ötekiniz İngilizce cevap vermeseydi. Dingilist bir durum oldu. Hehe, güldük ama iyi oldu, neyse.

Bugün yeğenimi karşılamaya ablamların evine gittim, zira ablam bizdeydi, çocuğun okuldan geldiğinde kapıda kalmaması gerekiyordu ve buradaki stratejik görev benimdi. Tam bir görev bilinciyle bunu yaptım, evet, gittim ve bir çocuğun kapıda kalmasını engelledim. Aaaa bak bunu yazınca aklıma geldi, yeğeni beklerken "Eagle Eye Cherry" den bir şarkı dinlemiştim tv'de, dur onu indireyim. Flashback oldu birden acayip, yandı yandı söndü, tutuştu da köz oldu hatıralarım, what is the matrix diyesim geldi. Dur bakim beklersen bulayım şu klibi. Hadi ekleyeyim hadi tamam, iyi saatlerime dank geldin. Dank.

Daha iyi bir kaydını izlemek ve dinlemek için buraya tıklayabilirsin. Ya da şuraya tıklayabilirsin. İstersen buraya da tıklayabilirsin. Oldu olacak buraya da tıkla bari.

Danke. Ben severim bu kartal göz kirazı. Bu klibi de tee liselerden miselerden hatırlarım. Zaman geçiyor günlük hem de hiç istemediğin bir hızla. "Hopdur" desen durmaz, "kopgel" desen yemez, "street" diyeceksin başka çaresi yok. Sokak tabiki gençler, kurcalamayın çok, çıkın gezin biraz açılırsınız. Ne diyorduk, "Kaşın alevse kasketin bir kor. Tenin tokluğunu gel bize sor. Gül yağında pembeleşmiş gibiyim. Sensiz kaşınmayı düşünmek çok zor."

Bu da böyle yeter.
Hadi ben de yatar.

Salı, Nisan 01, 2008

Takıl bana hayatını yaşa

- Alo anne!
- Alo! Oğlum nerdesin kaç saattir arıyoruz seni.
- Duymamışım, zor konuşuyorum zaten şimdi bak dinle.
- Efendim.
- Yemeğe gelemicem ben. Hatta yarın da gelemeyebilirim.
- Nerdesin oğlum, dışarda mısın?
- Merak etmeyin diye aradım.
- Nerdesin oğlum anlatsana.
- Ya param bitti, ışıklarda duran bir kamyonun kasasına takıldım eve yaklaşınca inerim diye, hiç bir ışıkta durmadı adam, şimdi de TEM'e saptı. Nerede durursa artık, hadi öptm. Babama selam söyle.
- Olur söylerim.

Tüp kamyonetlerinin kasalarına takılan çocuklar bizlerdik.

Senin baban bir t-rex'ti yavrum

İyiymiş.

Neyse, bir günü daha bitirmek üzereyim günlük, arkamda duran komodin ya da komidin ya da mandolin her neyse, üzerinde boyum kadar ik gazetesi birikmiş durumda. Hayatımda bu kadar çok gazete okuduğum bir dönem daha hatırlamıyorum. Türkiyedeki tüm işverenlerimize "Breaking Benjamin"den "Follow Me" isimli şarkıyı hediye etmek istiyorum. Ağğğlamak istiyorum sayın seyirciler. Böyle bir golü daha önce hiç bir kaleci yemedi. Ağla kardeşim tutan mı var, manyak mıdır nedir? Hatta ekleyeyim de sana gönüller şenlensin. Zaten şöyle bir tepeden baktım da sana aziz İstanbul, bayağıdır şarkı eklememişim ben sana. Al sana, dıkşın.

Şu elle yapılan bir metal işareti var, işaret ve serçeyi kaldırıp diğerlerini başparmakla toplayıp yapılan hani, boynuzlu el meselesi işte. Bu işareti ilk olarak Ronnie James Dio'nun babaannesinin ya da anneannesinin (orasını tam bilmiyorum) yaptığını biliyor muydunuz?
- Hı? Ne? Birisi maydanoz mu dedi?
- Maydanoz değil muydunuz dedim.

I hate!
This wait!

Ben bir çevrimdışı içeriğim anne.
Kimsenin refresh'e tıklamadığı.

Son Mon

Sevgili günlük tamamıyla son ve amaçsız ve olabilecek en alakasız yazıya hazırlanmanı diliyorum, salam gibi evet, ya da ekmek gibi. Hazır ol bitiriyoruz. "Lost Prophets - Shinobi Vs Dragon Ninja" çalıyor şu anda müstesna winampımızda. O olmasa yandığımızın resmidir, ne alaka windows media player var, değil mi mirim? Shinobi nedir? Bak ne zamandır dinlerim anlamını merak etmemiştim. Edeyim bakayım. Hıımmm, shinobi ne demek acaba? Cevap da vereyim mi? Oyunmuş. Ninja konuluymuş. Müzikleri pek beğenilirmiş, falan filan feşmekan ve fasa ve fiso. Ne konuşuyorsunuz siz orada fasır fisir? "Hünkârım Fas'da ayaklanma çıkmış." "Ohooo, te ebesinin nikahında şimdi orası, boşver vezir efendi, duymamış gibi yapalım." Bu bir karikatürdü, sözlerinin böyle olduğundan emin değilim ama konsepti buydu yani. Bak "Ride" çalmaya başladı. NFS UnderGround'da bizi en çok gaza getiren şarkıdır bu. "Rayyyd! Raayyyd! Raaaayyyyyyd!" Bir de "Reyyyd! Reyyyd! Reeyyyd!" vardı ama o haşereler için. Bizi derken beni ve büyük yeğeni. Geçen günlerden birinde, büyük yeğenimle "isim-şehir" adlı çocuk ve ilk gençlik yılları fenomenini oynuyordum. benim büyük yeğenim, bilgisayarda sürrealist resimler yapan, ve bu resimlerden kış konulu olanına "Yıl Şubat" ismini koyan naçizane kişiliktir. Yeri gelmişken belirteyim ben severim yeğenlerimi, onlarda beni severler. Harflerden "N" isim şehir hayvan bitki eşya not sorgulaması yapıyoruz, kısıtlı bir zamanımız var zaten değil mi stresli oyun ya, halbuki geniş geniş akşama kadar vaktin olacak, internette falan araştıracaksın, yok bazen gelmedi mi gelmiyor. Baktım durmuş bana bakıyor. Yok adı Durmuş değil. Durmak fiili buradaki, durmaktan durmuş bana bakıyor. "Ne iş?" dedim. "Yaw dayı ya, Niyazibey il miydi ilçe miydi?" dedi. Koptum yahu. "Olm kebapçı o İskender Bursa." "Haaııı." :)

"The Used - The taste of ink" oldu şarkımız, ne güzel şarkılı türkülü gidiyoruz bak bugün, sıkılmıyorsun değil mi, ben sıkılıyorum ama, imza limon. Böyle scream vokaller iyi geliyor. Arada çok lazım olduğunu vurgulamam da fayda var. Bak mesela "scream" diyoruz, baştaki "s"yi "es" olarak okuyunca "eskrim" gibi okunuyor. Ya da "snek" tv var, o da "esnek" oluyor. İlginç şeyler bunlar.

Ne yazdığımı okuyunca baştan sonra, benim hiç Amiga 500'ümün ya da Commodore64'ümün olmadığını hatırladım. "Three Days Grace - Never Too Late" oldu şarkı. Evet hiç bir zaman çok geç değildir. O yüzden dur ve ne yaptığına bak. Sora sora Bağdat bulunur ve ayaklar yorganlara göre uzatılmalıdır. Bir pire için yorgan yakan müsriflerden olma sen de bu tüketim çılgınlığına kapılıp kendini kaybetme görüntüsü mutlu kalabalıklarda. Olur mu? Annem geçen gün bana dedi ki "Zor çekmeden lor yenmez" dedi. Düşük bir cümle yapısında yazdım bu satırları, 50milyon kere dedi denmez ki kardeşim bir cümlenin içinde. Ellen'i izliyorum 2 3 gündür e2'de. Komik kadın biraz. 11 yaşında Amerikalı bir çocuk çıkardı programına, otellerde açık büfelerde artan yemeklerin evsiz barınaklarına verilmesi konulu bir proje geliştirmiş. Aferin çocuum. Bu programların bizim ülkemizde eşleştiği programlara baktığımızda neler görüyoruz? adanzeye gibi, bilmemkimle hayatı paylaşalım gibi, zabaanan zabaanan zedazayan gibi, bilmiyorum ki başka neler var, bir de testi izdivacı programı var, o da ayrı bir acayip. Amaağğn, germeyin ben gece gece, şarkı ne oldu kuzum, "Idlewind - A Modern Way Of Letting Go". Bu da "Midnight Club - Play Station"dan.

Bunu yazmam lazım, "Gothart"

Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısın teyze? Bey amca sen? Bak bu grubun bir şarkısı var, "Pustono ludo i mlado" başka şarkıları da var da, bu çalıyor şimdi, shuffle'ı bozmayalım diye. Albümlerinin adına bakalım "Rakija'n'roll". Rakı rakı, bildiğin rakı. Yok içmem sağol.

Sağ elimde beş parmak, sol elimde beş parmak, inanmazsan gel de bak, gıdak gıdak gıt gıdak, yumurtam sıcak, biraz da peynir, aman efendim ne de güzel yenir. Baby Tv diye bir kanal var dicitürk'te. Horoz geliyor tavuğu öpüyor, tavuk yumurtluyor, yumurtadan civciv çıkıyor, yemek falan yiyor, büyüyor tavuk oluyor, horoz geliyor tavuğu öpüyor, tavuk yumurtluyor, yumurtadan civciv çıkıyor, yemek falan yiyor, büyüyor tavuk oluyor, horoz geliyor tavuğu öpüyor. Adamlar yüzyıllardır süregelen "Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa hangisi rafadandı?" sorununa çoktan çözüm bulmuş. Ayrıca bu hayvanların hayatları bu kadar da tek düze değil canım, arada bir tilki falan geliyor, tavukları alıp yiyor falan, bunu gören köy ağası Karabaş'ı salıyor, Karabaş köyün kangalı oluyor, Karabaş tilkiyi kovalıyor. Ertesi gün horoz erken ötüyor. "Küt" başını kesiveriyorlar. "Kim öpecek kardeşim şimdi bu tavukları?" sorunu baş gösteriyor o zaman da. Manda dama çıkıyor, yuva yapıyor, çünkü söğüt dalları artık eski popüleritesini yitiriyor. Bu arada şarkı "My Chemical Romance - I'm not okay" oluyor. Yavrusunu da sinekten önce damdaki kemancı kapıyor. Yaz mı gelecek nedir? O türkümüzün bir an böyle devam ettiğini düşündüm, ama devamını getiremedim. Biraz mırıldanalım. Mandamırılmırılmırl, aman, yavrusumırılmırmırmıl, amanını yandım. Yaz gelmiyor evet. Tiritlere banılıyor. Para verilip de alınıyor kardeşim bunlar, alooww. Yok öyle bol keseden beş dakikada Beşiktaş.

Şaka şaka, son mon değil lastik don.
1 Nisan şakası yapasım geldi :)
- Hey dostum şakalardan hiç hoşlanmam.
- Ee n'apalım?