Üzgünüm günlük, yine içimde tarif edemediğim sıkıntılardan olan gecelerden birini yaşıyorum. Hayat... diye başlayan bir cümle kurmak istedim, kuramadım. Neyse salla hayatı şimdi boşver. Nasıl olsa değişmiyor ne kadar çabalasak da, peki o zaman biz bu hayatı çabalasak da mı yaşasak, yoksa çabalamasak da mı yaşasak, yoksa çabala balaba yabadaba du samting.
Taksimdeydim bugün. Herhalde 1 (yazıyla bir) senedir Taksime gitmiyorum. Yani geçip gittim de, varış noktası olarak gitmemiştim. Bizim Tayfun efendi Taksimdeymiş geceden kalma, İstanbul'un sularını taksim etmiş, oradan ediliyormuş ya eskiden. O da olmasa içmeye su bulamayacağız mirim. Gittiğimde Sıtarbaks'ta kahve içiyordu. "Naber" dedim, "Uykum var" dedi. Neyse ayrıntılarla kendimi yormak istemiyorum şimdi, falan filan, şöyle böyle. Sinemaya gidelim mi, gidelim. Zaten Gençtürksel Pazartesisi.
İşaretlere inanır mısın günlük? Ben inanıp inanmamak arasına gidip geliyorum şu an. Dün yazdıklarım bugün başıma geldi. Bakınız 2 (iki) yazı önce "Sonra hakem yerimizi beğenmedi, arka sıralardan çiftli koltuk ayarladı bir tane. Orada da makinistin sesi geliyordu sürekli." yazmıştım. Bugün gittik gişedeki, daha sonradan suratsız olduğuna kanaat getireceğimiz, görevlinin yanına, "İhtiyarlara Yer Yok da yer var mı?" dedik. "Var" dedi. "Zaten biz genciz." İnsan bir gülümser, neyse. İyi iki tane alalım o zaman, cırt fırt zırt bir şeyler yaptı, "Nereden verdiniz?" dedim, "En arka çiftli koltuktan" dedi. Garipsenme yaşadım bir an. Ama itiraf edeyim benim de aklıma gelmemişti o anda, filmin sonunda aklıma geldi bu yazıyı yazdığım. "Voov Tayfun olaya bak" falan dedim, işaretler falan.
Oof of. Dedik ya sıkıntı, cidden sıkıntı. Film güzel. Bence yani. Sonunda "aa ne biçim bitti" demeyin. Hayat da böyle zaten, pat diye bitiveriyor, diye yazacaktım ama okuyunca takıntılı tarafım ağır bastı, ne olur ne olmaz yazdıklarımız oluverirse gene.
Bu yazının müziklerini İnkübüs yaptı. Ahanda bunu yaptı "Dig"
Bırak bebeğim o kazmayı elinden. Mart'ın kazma kürek yaktırdığı günler çok eskidendi. Küresel ısınma var artık.
Taksimdeydim bugün. Herhalde 1 (yazıyla bir) senedir Taksime gitmiyorum. Yani geçip gittim de, varış noktası olarak gitmemiştim. Bizim Tayfun efendi Taksimdeymiş geceden kalma, İstanbul'un sularını taksim etmiş, oradan ediliyormuş ya eskiden. O da olmasa içmeye su bulamayacağız mirim. Gittiğimde Sıtarbaks'ta kahve içiyordu. "Naber" dedim, "Uykum var" dedi. Neyse ayrıntılarla kendimi yormak istemiyorum şimdi, falan filan, şöyle böyle. Sinemaya gidelim mi, gidelim. Zaten Gençtürksel Pazartesisi.
İşaretlere inanır mısın günlük? Ben inanıp inanmamak arasına gidip geliyorum şu an. Dün yazdıklarım bugün başıma geldi. Bakınız 2 (iki) yazı önce "Sonra hakem yerimizi beğenmedi, arka sıralardan çiftli koltuk ayarladı bir tane. Orada da makinistin sesi geliyordu sürekli." yazmıştım. Bugün gittik gişedeki, daha sonradan suratsız olduğuna kanaat getireceğimiz, görevlinin yanına, "İhtiyarlara Yer Yok da yer var mı?" dedik. "Var" dedi. "Zaten biz genciz." İnsan bir gülümser, neyse. İyi iki tane alalım o zaman, cırt fırt zırt bir şeyler yaptı, "Nereden verdiniz?" dedim, "En arka çiftli koltuktan" dedi. Garipsenme yaşadım bir an. Ama itiraf edeyim benim de aklıma gelmemişti o anda, filmin sonunda aklıma geldi bu yazıyı yazdığım. "Voov Tayfun olaya bak" falan dedim, işaretler falan.
Oof of. Dedik ya sıkıntı, cidden sıkıntı. Film güzel. Bence yani. Sonunda "aa ne biçim bitti" demeyin. Hayat da böyle zaten, pat diye bitiveriyor, diye yazacaktım ama okuyunca takıntılı tarafım ağır bastı, ne olur ne olmaz yazdıklarımız oluverirse gene.
Bu yazının müziklerini İnkübüs yaptı. Ahanda bunu yaptı "Dig"
Bırak bebeğim o kazmayı elinden. Mart'ın kazma kürek yaktırdığı günler çok eskidendi. Küresel ısınma var artık.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder