Pazar, Mart 16, 2008

Şağçma Oluyor

Bugünkü konumuz günlük, şimendifer. Bu arada annemler geçen gün beni naysırdaysır'la karıştırdılar. Var ya dilimleme icadı yeni, televizyonlarda reklamı falan var, küp küp domatesler, boy boy patatasler, kıvır kıvır salatalarımız olacaktı seninle, nayır, nalçak, al sana, dıkşın. Neredeyse evdeki bütün erzağı elime tutuşturdukları ufacık bir - ne ulan bunun adı- soyacakla soymamı istediler. Ben de soydum. Kaptırmış naysırdaysır gibi elime geçeni dilimlerken büyük yeğen geldi bıdı bıdı yaptı. Ben de yeğenimin kafasına taze soğanla vurdum, hehe şoke oldu bir 5 dakika aralıksız güldü, kızardı falan patlayacak sandım gülmekten, ben de patladım o arada gülmekten, sonra o da bana kuru soğan attı, çok ters bir yerime geldi. Salata yapıyordum herhalde, yoksa soğanın konumuzla ne alakası var. Aslında en başında annem "Dereotlarını dal dal ayır" dedi. Biz de ablamla "Dağl!" "Dol" "Doğl" Doağl" şeklinde bu tip durumlarda sürekli kullandığımız laf öbeklerini öbek öbek anneme atmaya başladık. Tutamadı tabi kadın öbek öbek gelen saçmalıkları. Anneme çarpıp seken öbekler büyük yeğene yapıştı. Ben de bu hengamede dereotlarını dal dal ayırmak yerine naysırdaysır doğradım ortamın verdiği unutkanlıktan. "Oğlum dal dal ayır demedim mi onları?" "Daldık ya anne işte, deminden beri n'apıyoruz. Böyle daha güzel oldu bence." Bu arada işte "doğl" "dal" "dol" diyerekten yanıma yanaşan büyük yeğenin kafasına "çot" diye çaktım taze soğanla. Yeşil ve uzun olana taze soğan mı deniyordu? Yoksa pırasa mıydı? Ama pırasanın salatada ne işi var, evet. Aman bir gül bir gül sen, kaptır kendini dayıya kuru soğan at onsan donra. Pardon ondan sonra. Tabi bu zerzevatın mutfakta uçuşmasından çok da haz etmeyen ev sahibesi anne hanım, olaya el atarak, soğanımı elimden aldı. "Acaba kime vuracak?" diye endişeli bir bekleyiş hüküm sürdü bir iki üç dört saniye kadar. Sonra baktık kimseye vurmuyor, "Amaan burada da hiç heyecan kalmadı" diyip içeri gittik. Böyle işte tüm bunlardan etkilenen küçük yeğen de, gitti su damacanasının üzerindeki pompaya bastı bastı ortalığı göle çevirdi. "Evlatcağızım tasarruf tedbirleri falan" dediysek de anlatamadık. Bak n'oldu damlaya damlaya göl oldu. Göl oldu bari baraj kuralım dedik. Büyük yeğenle 9,15'e dikildik. Sonra hakem yerimizi beğenmedi, arka sıralardan çiftli koltuk ayarladı bir tane. Orada da makinistin sesi geliyordu sürekli. Şimendiferin düdüğünü o kadar çok çaldı ki kulaklarımız sağır olmaktan beter olmaktan ziyan olmaktan heder oldu. Voooooovhhh. Bu arada bu kadar dağılan saçma sapan konuyu nasıl da şimendifere bağladım, kendime hayretler ötesi hayret ve fevkaladeden de fevk beslemekteyim. Megalomanyak mıyım neyim? Kehükeh.

Hiç yorum yok: