Selam günlük naber? Eh işte, iyidir. 3 gündür evde bir dolap kütüphane boşaltma mesaisidir gidiyor, anlam veremiyordum, ama dün herşey ortaya çıktı. Bu arada ne kadar çok ansiklopedi varmış evde hayret ettim, doğru dürüst birini de açıp baksak bari, neyse. Şimdi zaten "okunanlar" "arada bir okunanlar" "okunmayanlar" olmak üzere evdeki basılı eserleri sınıflandırmaya başladık, Ne anlatacağım hala başlayamadım bu arada. Kütüphane büfe ve dolap karışımı olan bu devasa tahta yığınını neden boşalttığımızı öğrendiğimde, annem elime dekupaj testeresini tutuşturmuştu bile. Dolaplarının üst katlarındaki 40 cm'lik kapaklı yerleri kesip çıkarıp, boyunu kısaltacakmışız dolapların. "Sebep?" "Çok uzun bunlar, holü karartıyorlar." "Yahu kaç yıllık dolap antika olacak nerdeyse." "Kesin, orası kesilecek, bunun da kapağı onun üzerine çakılacak, o dolaplar kısalacak, o kadar." Tamam dedik, aldık elimize metreyi kalemi, çiziyoruz şurasını keselim, şuradan çıkanları bunun üzerine çakarız, ee bunun üzeri boş kaldı, ona da şunları birleştirip çakarız, üstte nasılsa gözükmez, "Öyle eğreti yapmayın, bak düzgün yapın", falan derken, ben 20 küsür yıllık dolabı dekupaj testeresiyle keserken buldum kendimi. Allah'ım inanamıyorum o nasıl bir talaş fışkırması öyle. Dolabı karşımdan tutan babamın lacivert hırkası açık kahverengi oldu o derece yani. Sanki mübarek, tahta değil, her yere bir tazyikle tahta talaşları saçılıyor, talaş demek te yanlış böyle mikroskobik partiküller buldukları bütün deliklere doluyorlar. Sonra yere yatırdığımız dolabın arkasındaki kontraplak, ya da kontrplak, ya da her ne haltsa, işte onu kesmeye başladık, ince olduğunu düşünerek kolay kesilir diye umutlandığımız bu tahta soyu hiç de beklediğimiz kadar sorunsuz bir kesim sağlamadı. "Allaah Allaah, neden kesmiyor bu?" "Tahtadan da böyle ses çıkar mı ki" "Bir şeye değiyor sanırım" gibi ihtimal cümleleri arasında, büfenin arka kontraplağına, yada kontrplak, ya da her ne haltsa be amaan, yapıştırılmış aynayı çıkarmadığımızı farkettik, ama farkettiğimizde aynanın ilk catırtıları gemişti bile, sonra battı fişing yan going hesabı, dong bir koydum aynaya kırdım kafadan. Artık o nasıl yazıldığını şu anda tam bilmediğim açıp da sözlüğe bakmaya da üşendiğim kontraplağı hatır hutur kestim. İlk dolap kesilmişti. Şimdi de diğer dolabın öndeki büyük kapağını bunun üzerine göre kesip buraya çakacaktık, ki nitekim yaptık da. Etrafa saçılan mikroskobik partiküller nedeniyle annem bir ara sinir krizleri geçirdi. :) Waay, marangoz mu olsak acaba? Bir dolap ancak bu kadar güzel tamirat tadilattan geçirilir. İlkini becermiş olmanın gazıyla, ikinci dolaba daldık. İkinci dolap, ikinci olmasından mütevellit daha bir kolay oldu gibi geldi bana sanki, neyse. O arada Avrupa yakası başlayacak diye sevinirken, donk, maç olduğunu öğrendim. C abi de tel açtı, maçı izlemeye geliyorum diye, oh dedik iyi muhabbet olur. Ki oldu da, bu arada maç da güzeldi. Yalnız şu prezervatif reklamlarını özellikle mi bu saatlere koyuyorlar hayret, maç izliyoruz, devre arası, masa başında çay kek vs, annem de üzülmüş 2 gol yedik diye, bir yandan annemi teselli ediyoruz :), bir yandan işin makarasındayız, çıkan reklama bak, prezervatif, bir de geciktirici etkiliymiş, e çüş artık ya...
Neyse işte, maç güzeldi, dolaplar da güzel oldu, hayat da güzel...
Bugün de böyle bitti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder