Salı, Mart 20, 2007

İmgelenmek

Bugün "Children of Bodom" dinleyerek güneşin ensemi ve daha sonra da alnımı pişirdiği bir cam kenarında durgun durgun durgun denize bakarak Beşiktaş'tan Kadıköy'e geçtim. Aslında tam durağandım diyemem, durağanlık göreceli bir kavram. Yani bir nevi referans noktası olayı;

Karşımdaki kadına göre durağandım, ama Kadıköy iskelesinde bekleyen sıkıntılı kalabalığa göre hareketliydim, hatta biraz daha acele etmeliydim...

Neyse... Vesaire...

Eskiden vapura binmek benim için özel bir hadiseydi, çocuklar gibi sevinirdim vapura binileceği zaman, ki zaten çocuktum. Çok binemezdim çünkü, bütün akraba-i talukat Anadolu yakasını mesken seçtiklerinden mütevellit bayram seyran gezmelerinde belki işte bazen denk gelirse o da vapura binilirdi. Ki ben de şu anda anımsamaya çalışıyorum vapurda geçen bir imge gelsin diye kafama ama olmuyor. Zaten "confused" demiştik onun için, neyse fazla yüklenmeyelim. "Zınk" dur geldi, sıkma portakal suyu, "dıkşın", kaşarlı tost. Evet vapur deyince aklıma gelen şeyler bunlar oldu, sıkma portakal suyu ve kaşarlı tost...

Gerçekten de bazı yerler insan beyninde bazı imgeler bırakıyor, mesela hastane deyince de, Eski PTT Hastanesinin röntgen bölümüne inen koridor geliyor aklıma, loş, sessiz ve eğimli. Başından bakınca sanki insanı içine çeken bir perspektifi vardı. Bir de bahçedeki büfenin karışık tostu.

Şu tost meselesine bir eğilmem lazım...

- Sevgili günlük, sana bir şarkı önereyim mi?
- Önerme!
- "Children of Bodom - Needled 24/7". Bence budur...
- Önerme dedik sana.
- Ben seni dinlemiyorum ki...

Hiç yorum yok: