Salı, Şubat 13, 2007

Portre


Uykum var be günlük bugün, hiç yazasım yok fazla, depresyonda mıyım neyim gene, bir çıkamadım zaten. Sabahtan beri "tebdil-i mekânda ferahlık vardır" deyimi dolandı aklıma, durup durup aklıma geliyor. Dün, yani dünden önceki gün, yani Pazar günü, Hannibal Rising'e gittik. Bence güzeldi, bazı arkadaşlar zorlama bir film yapmışlar dese de ben beğendim valla ne yalan söyleyeyim.

Dün gece de rüyamda ördek gördüm, filmle alakası olabileceğini düşünüyorum. Tebdil-i mekanda cidden ferahlık var mıdır acaba?

Tebdil-i kıyafet giyinip tebdil-i mekanlarda mı aramalı ferahlığı, yoksa rutin bir kadirşinaslıkla şansımıza boyun mu eğmeli? Şans kavramı da çok su götürür bir konu bence zaten. Herkesin kendi kafasında bir şans kavramı oluşmuş, herbiri birbirinden uyduruk. Diyorlar ki "Şans, olasılıklara karşı hazırlıklı olmaktır." "Yok canım olur mu? Şans bir şanzımandır (ya da şanzuman). Bildiğin vites. 5 ileri 1 geri. Bazen 6." "Yok daha neler. Şans diye bir şey yoktur." "Olmaz mı. Peki şans yoksa, bu loto milyarderlerinin nesi var bizden farklı?" diyor kimileri de. Aslında hepsi kendinden bile habersizken nedir bu tanımlama telâşı anlam veremiyorum bazen.

"Şaans, kadeeer, kısmeet... Niyetçi geldi niyetçii..." İri beyaz tavşanın seçtiği katlanmış kağıt parçalarıydı aslında hepsi sadece. Hepsi önceden yazılmış. Kadıköy'ün arka sokaklarında var hâlâ bazen görüyorum. Arka sokak dediğim de balık pazarının arkası, çok arkaymış cidden. Arka mı kaldı artık ya. Yazılanları oynuyoruz bizde, doğaçlamaya imkan verilmeyen (ya da çok az imkan verilen) bir temâşâ sanatı. (T ile bir gece muhabbetinde çıkmıştı, şimdi aklıma geldi. O çok beğenmişti, yazarım ben bunu demişti, ben önce yazdım. heh.)

Ne diyorduk, temâşâ evet. Seyreyleyelim o zaman gümbürtüyü. Biraz sallan yuvarlan. Hop oturup hop kalk. Ali gel. Ayşe top at. Kaya topu tut. Cin Ali çiz. Ders çalış. Bay ve Bayan Kahverengi ile tanış. İnsan arasına karış. Yalanlara alış. Oku oku oku. Yaz yaz yaz. Çiz çiz çiz. Büyü büyü büyü. Her koyduğun hedefe ulaşmanın dayanılmaz sancısını yaşa. Sonra ödü patlat. (Not: Apandisti patlatma o çok acı veriyormuş.)

Peki iri beyaz tavşanı takip etmeli mi?

2 yorum:

pır pır tırtıl dedi ki...

okuyup gözlerimi kapatınca aklımda sadece şu kaldı: "Her koyduğun hedefe ulaşmanın dayanılmaz sancısını yaşa."

koyduğum her hedefe ulaştığımdan değil de ulaştığım -sayılı- hedefte başa sarıp yeni bir hedef edinme gerekliliğini hissetmemden
-ve gerekliliklerden nefret etmemden- ötürü tanıdık geldi. sanıyorum.sanmadığım şey her ikisinin de sancılı olduğu. ama dayanılmazlıkları hakkında bi'fikrim yok.

Cumhur dedi ki...

:) Zamanla sancılar dayanılır oluyor, sonra dayanılır olduğu için sancı sayılmıyor. Sonra sancılar da olmuyor zaten, böyle 1 2 saat süren düşünceler gelip gidiyor.
Teşekkürler...
:)