Naber günlük nasılsın, iyisin iyisin, iyi gördüm seni, bende iyiyim, saat 00:56, evdekiler yavaştan yatıyorlar, hatta yattılar, bende zaten az önce gelmiştim, oturdum bilgisayarın karşısında makarna yiyorum. Kaç senedir oynamıyordum, oturdum SimCity'ye başladım yine bu aralar. Bir haftadır oynuyorum. Ya tam belediye başkanı olacak potansiyel varmış bende, gizli kalmış bir cevher var valla, 110.000 kişiye çıktı şehirdeki popülasyon, nakit 10.000, az biraz, ama yatırım yaptık kardeşim, Füzyon Enerji Santrali kurdum (Ne işe yaradığını daha tam öğrenemedim), tam 50.000, (para birimi de bir garip zaten en iyisi hiç yazmayayım), şu yazıyı yazayım açacağım tekrar, evden çıkarken UFO saldırısı olmuştu, nükleer sanralime saldırmışlardı şerefsiz UFO'lar. Her yere radyoaktif serpinti serpildi. Tüm sanayi binaları bir anda "abondoned" oldu, nankör sanayiciler işte terkettiler ilk düşüşümde. Nakitim bitti, residentaller şehri terketmeye başladı, bende vergileri arttırdım, beğenmeyen (.Biiip.) gitsin afedersin. Aaa, ne ayıp. Tamam pardon. Neyse. Hoş oyun ya, vaktimi alıyor gerçi biraz, alsın, şu tezi bir sunayım zaten, yeterince vaktim olacak herşey için o zaman. (Bu arada alt kattan takırtılar geldi, fare olabilir mi? Çüş, napıyo bu fare aşağıda, koltukların yerini mi değiştiriyo? Ulan bahçede kedi besliyoruz fareleri kovalasın diye, sosyete hepsi, alt kata fare girmiş geçen gün, alt kattaki abla da korkmuş tabi, korkar haklı. Ulan yazarken de makarna buz gibi oldu, arada yiyeyim şunu. Neyse, şu fare kovan elektronik aletler var onlardan mı alsak acaba, kedilerden daha ucuza gelir herhalde, 200ytl diyor be, bu ne böyle resmen soygun. Kedilerin bize masrafı ne acaba? Haftada bir kasaptan akciğer, haşlarken doğalgaz, yılda 200ytl'den fazladır bence, ki bu elektronik aletler yıllık değil ki, 10 - 15 sene kullanılıyor sanırım, biraz araştıralım. Parantezden çıkabilir miyim, deminden beri hâlâ, ne yazıyorsam bu kadar anlamadım ki?) Tez diyordum ya, ben bugün okuldaydım. Sabahın köründe, saat tam 13:00'te yola çıktım, yani yaklaşık 12 saat önce. Bölümden tezi alıp hocalara verdim, ama artık bitsin bu gitgel ya, şu sunum tarihini belirleyemedik, bir iki hafta da onu bekleyelim, bekle bekle, hayatımız beklemekle geçiyor zaten, önce emekliyoruz, sonra yürüyoruz, sonra bekliyoruz, sonra da emekli olup ölüyoruz, hayata bak, süper. Neyse, "İnsanın kendi elinde ama buu...", dediğinizi duyar gibi oluyorum, "Evet öyle" diyelim konu kapansın. Eve gelirken Beşiktaş'tan vapura bineyim dedim, esti öyle, normalde 129T'ye binecektim, ama "Yaaaaa" dedim, "Şimdi tıklım tıkış otobüslerde stres yapmaya ne gerek var yavrum, bin güzelce vapuruna, in Kadıköy'de, git otobüs durağına, aa otobüs de oradadır zaten, hop, aktarma da var, beleş, atla var git evine..." Çok mantılı bir fikir gibi geldi, evet, böyle yapayım diyerek iskelenin yolunu tuttum. İskelenin girişinde, arasıra vapura binerken gördüğüm GreenPeace'ci kız karşıladı beni, aynı kız mı bilmiyorum, "GreenPeace'e katılmak istermisiniz?" dedi, "Yok, sağolun." dedim bende. Tam olarak ne dediğini de hatırlamıyorum aslında, çünkü zaten bir koşturmaca içinde, kafamda bin tane düşünceyle yürüyorum, bir de etrafımdan bana sorulan soruları anlamaya çalışmaya uğraşamam. Bu yazıyı okuyan sevgili anketör, tanıtımcı, GreenPeace gönüllüsü... vb işlerde uğraşan arkadaşlar, açık seçik konuşun, biraz da yüksek sesle konuşun, insanlar sizin ne dediğinizi anlamak zorunda değiller. Yani bence daha kolay olur işiniz. Ama en azından milletin yakasına yapışmıyorlar, sorup geçiyorlar, takdir edilesi bir davranış. Vapura bindim, oturdum, cam kenarı, avrupa yakasını izleye izleye karşı yakaya geçtim. Konumuz şu; (Oha dakikalardır yazıyorum konuya daha yeni geldim, dağınık yazıyorum dağınıık, toparlamam lazım kendimi, evet.) Konumuz martılar. Vapurun etrafında sizinle birlikte yolculuk eden, şirin mi şirin, özgür mü özgür, (ayrıca ciyak mı ciyak sesleri olan) deniz kuşları martılar. Bence bazı sorunlar var. Nereden baktığına bağlı. Neden bu martılar sürekli vapurların etrafında uçuyorlar dediğimde birisi, "Ya işte vapurlar denizdeki balıkları ürküttüğü için balıklar kaçışırken, martılar da onları avlayıp yiyor." diye bir açıklama getirmişti, deniz biyoloğu muydu bilmiyorum, ama bugün izledim, hiç bir martının suya dalıp da bir balık avladığını görmedim. Çoğunluğunun bizim atraksiyonu seven milletimizin havada martıya simit kaptırma oyunları içinde nemalanıp, simitle karnını doyurduğuna şahit oldum, yahu birisi de dalsın denizden bir balık kapsın, yok, (Ha denizde balık var mı yok mu o başka konu tabiki) ama balıkçılar tutabildiğine göre, bence onlardan yüzlerce kat yetenekli olması gereken bu martıların da tutabilmesi lazım değil mi? Sorun şu bence, biz martılarımızı hazıra alıştırıyoruz. "Nasılsa şu beyaz dev gürültülü şey birazdan kalkar, içine binen şeyler de bize bir şeyler atarlar", diye düşünüyor herhalde martılar, yani öyle olması gerek böyle olması için. Peki, insanların hepsi bir anda simit atmayı kesseler, ve hiç bir zaman da atmasalar, bu hayvanlar kendi normal beslenme alışkanlıklarına dönerler mi? Yoksa çoktan unuttular mı avlanmayı..? Neyse ya, geçelim. Eve geldim, SimCity'e takıldım biraz, o arada yeğen geldi. Bu SimCity'yi yeğen ufakken izletir, çıkan sesleri dinletirdik, "aa bak korna çaldı", "aa kapı çaldı" falan diye... Gelir gelmez, "Dayı napıyorsun" diye daldı zaten odaya. "SimCity oynuyorum gel bak sende" dedim. Geldi baktı baktı izledi, paran bitiyor dayı, şunu da yapalım dayı, bunu da yapalım dayı, o ne dayı, bu ne dayı... gibi aşina olduğumuz replikler döküldü tabi. Dedim "Tamam ben çıkıyorum, al bilgisayar senin ben gelene kadar takıl." Dışarıdaydım biraz, geldim, tabi saat geç, gitmişler. Masada bir not, "Dayı seni çok seviyorum, simsitide çok iyi oynuyorsun." Ehehe, hoş oldum. Büyüyorlar valla, zaman çabuk geçiyor, farkedemiyorsun büyüdüklerini. Büyüyorlar... E biz de büyüdük... Peki, "Biz büyüdük ve kirlendi dünya" diyerek mi bitirelim şimdi bu yazıyı...? "Kirlettiğin gibi temizle çabuk odanı" diyerek mi bitirelim yoksa? Ya da "Herkes kendi kapısının önünü temizlerse tüm mahalle temiz olur" mu diyelim...?
Gidip yatalım, geç olmuş...
Gidip yatalım, geç olmuş...
(Bu da geçen gece yazılmıştı şimdi eklendi)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder