Salı, Ocak 23, 2007

Tesisat

Fonda Insanity's Crescendo çalarken, düşünmeden bakıyorum öyle bilgisayarın monitörüne. Bu fanların gürültüsü de sıktı ama. Sessiz soğutma istiyorum ben bilgisayarıma, fan gürültüsünden kafam şişti. Sulu sistemler vardı ben bu bilgisayarı toplarken, daha doğrusu bunu değil, bundan öncekini toplarken, neyse. Sonuçta vardı işte. Ama bende onu alacak para yoktu, öhüü. Olsa da alır mıydım bilmiyorum, mesela bozulsa, tesisatçı mı çağıracağız "Abi yandım gel" diye. Çifte mesarif. Hem bilgisayarcı çağır, yetmedi tesisatçı çağır. Tesisatı kurması da ayrı dert, bizim sıhhi tesisatçılarımız anlar mı ki bu işlerden? Ucuza getiririz gerçi.

- 3.15 boru kelepçesi ver bakiym... Anaa, kalın geldi ya bu, bu ne burada, çıkarıyorum ben bunu, boru geçecek buradan...
- Napıosun abi sen delirdin mi?
- Napıyorum, görmüyo musun, boru geçecek dedik buradan, bunların hepsi çıkacak bu kasa bunlara dar.
- Abi iyi misin sen. Sulu soğutmanın böyle bir şey olduğuna emin misin? Nereye takacam ben onları?
- Lan hem bilmiyorsun hem konuşuyorsun, nası sığdırayım bu kadarcık yere ben koskoca tesisat borularını.
- E küçük boru kullan.
- İşimi mi öğretiyon bana? Çıkacak bu, al.
- Abi öyle olmaz gibi o yaw. Bak o şimdi, çıkarttın ya, o CD ROM mesela, oradan su girişi verdin sen.
- Ya nereden verecem, g.t kadar yer zaten, delirtme beni, sulu sistem soğutma dedin uğraşıyoruz, konuşma fazla.(herkes gibi pervaneyle soğutsana kardeşim sende... töbe töbee)
- Abi dedim de, CD ROM'u çıkar demedim, nereden CD koyacam ben bu bilgisayara şimdi?
- O beni ilgilendirmez. Tut şunu.
- Neyi?
- Tut şunu al.
- O ne abi napıyosun, güç kaynağını niye çıkardın.
- Lan sen hiç bişey bilmiyon oğlum, bide mühendis olacan. Bu ne?
- Güç kaynağı.
- Ne var bunun içinde? Cereyan yok mu?
- Var.
- Bu borular ne borusu?
- Su borusu.
- Bunların içinde ne dolaşacak? Su. Suyla cereyan aynı yerde olur mu, bi kaçak yapsa, aha çarpıldın gittin. Ulan kaç senedir boşa okuyon sen valla.
- Abi ben şu anda sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Bilahere söyliycem bişeyler, neyse.
(Graawwwwww.. Zrrrrrrrrrrrrrr)
- Abi napıosun?
- Kesecem burayı, boru dönecek buradan. Bu ekrana da gitsin mi su istiyon mu? Bi hat da oraya çekeyim istersen. Direk şebeke suyunu bağlıycam haberin olsun. kireçli burada sular, calgon kullan bence.
- Nereye kullanayım ya? Çamaşır mı yıkayacam burada ben.
- Olum sularınız kireçli, bu borular zamanla kireç bağlar, çat diye çatladı mı, abi abi diye gelirsin dükkana.
- Bari bir vana koy şuraya, gece kapatırım.

Hehehe, ben böyle bir şay yazmayacaktım aslında, tamamen kendi kendine gelişti... Valla...

Şarkı hoş bence bu arada güme gitmesin...

Prélude

Sevgili gümbürt. Nader? Masıl gibiyor? Walla yoruldum ben bugüm çok. Sence represif bir mercan adası bulup, mermerit bir hamakta geçiremez miyiz yazı? Ya da laplagün bir kayık bulup, sapsakil bir limanda demirleyemez miyiz tura? Olmadı tavan kerpetenleriz ne olacak ki? Karnımız doysun yetmez mi? Yetmezse pazarları erteleriz salıya. Tam olarak bunu istemiyorum aslında, yarım olarak bunu istiyorum fotokopisinde. Kerevizlerin mor olmasını istiyorum ben turp gibi. Olmazsa kerevitler zor olsun. Ya da terebentin kör olsun. Ya da derebeyleri bu kadar başına buyruk olmasalardı en başından. Taşına kuyruk olan saçına savruk bir kaşına kavruk olsalardı, öbür kaşına lavuk. "Neysem oyum" deselerdi sersefil bir veranda edasıyla. Son anda yakalanan boranda kurulsalardı ertesi günden salıya. Tahta kurularının söküldüğü pespaye bir halıya benzeyen ıslak zeminde, yaşama hakkını terleyen bir oyuncuyum deseydiler en alt perdeden. Serde servermez bir sıfat varken, yerdeki bu ıslak merak neden ki? Bilmem. Kaşkolsun ya... Sen de böyle yaparsan, başkanları ne yapmaz. Homili gırtlak hurma dayak. Koyun koynamaktan sıkmayan mayınları saymaya mecalim kalmadı. Maruzatım tam olarak mazeret sayılamaz. Kazulet bir zerafet temsili olan vasati kırk çöpten oluşan çıra setleri kasaplarda satılmaktadır çünkü. Katılıyorum aynen. Katılıyorum gülmekten. Hayret, hükmen galip başladım yekten oynatılan telâşa. Hem, nerede bu yahninin soğanı? Mısırla iyi gider misiniz, ya da ısrarla kovanına girmek isteyen arıları kovan adamın hissikablelvukusundan şüphe duymaz mısınız? Doğan bir şikayeti boğarak elde edilen temettüden kime ne fayda gelir? Doğrudan mordan bir ormandan gelen borcam kalpli bu davranışlar, sarmalarsa dört bir yanını, kim kimdir bilmeden yaşanmış bir ömürde baki kalan sadece iyi niyet mi olacaktır? Yoksa sadece samimi bir çift doğru mudur, üzeri örtülü yanıltmacanın arasından sızan arsız ağrı kesici?

Off ya, amma dağıttım, işin kötüsü uykum da yok...
(Gece yazılmış bir yazıydı, şimdi eklendi)

Göreceli

sarı turuncu mavi kırmızı yeşil beyaz siyah eflatun mor pembe turkuaz bej ...

büyük küçük eğik düz ince kalın

züd ters

Perşembe, Ocak 11, 2007

Mürüyen

Sevgili günlük, acayip oldum ben. Bugün tezi okula tekrar teslim ettim ya, yine geçici olduğunu bildiğim bir rahatlama kapladı benliğimi. Olsun, bu da bir şeydir. Bu da bir neydir? Ne demek bu şimdi? Bu da bir şeydir. Ona bakarsan her şey bir şeydir. Adı üzerinde şey zaten. "Evet haklısın diyelim sussun." Bu aralar bunu bana çok söylüyorlar, bir gün dalıcam birine. :)

Geçen gün "tabu" oynadık arkadaşlarla. Ama yani, hani bu maillerde gönderilen diyaloglar bizde geçmedi, yanlış mı oynadık acaba?

Yine geçenlerde bir şey farkettim, 4.Levent metro istasyonu, Çeliktepe çıkışındaki uzun yürüyen merdivenin, yandaki plastik el kol koyma bandı, yürüyen merdivenden daha hızlı ilerliyor. Normalde yürüyen merdivende bekleyerek çıkmam yukarıya. Yürüyen merdiven yürüyor diye ben yürümeyecek miyim, değil mi ama? Çok saçma, o da yürüsün bende yürüyeyim. Hem spor olur spor. Ama çıkarken düşmeyin sakın, toparlamak çok zor oluyor. Neyse. O gün yürüyesim yoktu, yorgun argın bezgin bıkkın bir şekilde önümdeki uzun paltolu artist beyefendinin hemen alt basamağında sağda beklemeye başladım. Kafamı sağ elime, sağ dirseğimi de o yanda yürüyen plastik banda sabitledim. O çıkış çok uzun yaa, insan uyuyup rüya bile görebilir çok yorgunsa. Bende öyle dinlensinler biraz diye gözlerimi kapayayım dedim. Ama sesli söylemedim tabi, içimden söyledim. Kafa, el, kol ve plastik bant kombinasyonunu bozmadan gözlerimi kapatıp, sonsuzluğa uzanan merdivenin sağında huzur içinde beklemeye başladım. 10 - 15 saniye falan geçti ki, vücut şirazemin hafiften yamulduğunu hissettim. Ulan bir açtım ki gözlerimi öndeki herifin kollarındayım neredeyse. "Bir şey mi vardı bilader?" (Allah'ım gene -şey-, yazının başından beri bırakmadı peşimi.) "Bir şey yok, bu bant, yürüyen merdivenden daha hızlı gidiyor." "Eee?" Gibi bir diyaloğa neden olacaktım az daha. Belki adam beni cepçi falan sanıp direkt yumruğu da geçirebilirdi. O zaman da, o kadar çıktığım basamağı arkamdaki ahali ile birlikte tekrar çıkmak zorunda kalırdık. Zaten ben çıkmamıştım ki, merdiven çıkmıştı.

Kıssadan hisse, yürüyen merdivenlerde uyumayın. :) Yani bence.

Ayrıca bu "yürüyen merdiven" ismi çok uzun, Türk Dil Kurumu'na çağrı, bence bunların ismi "yerdiven" olaran değiştirilsin. :)

Ahahaayyt...

Dalgalı


Kendimin ayarıyla oynuyorum, lütfen alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.

dedim ben sana...
bu işler böyle olmaz diye...
tam bir düzensizlik alâmet-i fârikasısın
sanki dünyan1n sekizinci harikasısın
iki yandan farklı görünen bir boy aynasısın
kırık parçaları hâlâ...
...düzgün gösteren

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Pono Moly

Günlük n'aber? Nasıl gidiyor? Valla ben biraz yoğundum, pek seninle ilgilenemedim farkındayım. Şu anda da ne yazacağımı bilmiyorum biliyor musun. Biliyor musun? Söyle o zaman uğraştırma beni hadi. Vallahi yok aklımda bir şey, öyle geldiği gibi gidiyor. Demin iki paragraf yazdım mesela, sonra tak diye sildim, arkama bile bakmadım. Acaba silmesem mi bile demedim. Bu kadar da kolay silebiliyorum yazdıklarımı.

Dün gece televizyona takıldım biraz. "As good as it gets" vardı "Benden bu kadar". Hoş filmmiş. Bugün de toplanıp tüm sülale 3 5 eksikle de olsa halamları ziyarete gittik. Yemek vs.'den sonra, oturduk ailenin genç ve genç kalanları "Monopoly" oynadık, diğer akraba-i talûkât da kendi aralarında muhabbet ederken bir yandan da hariçten bize laf atarak oyuna entegre oldu. Ne zamandır oynamıyordum ya, unutmuşum ne kadar eğlenceli olduğunu. Bizim eskiden bir "Monopoly" vardı evde, arada bir çıkarır oynardık. "Sıraselviler Caddesi"ni alırdım ben hep, ismi hoş gelirdi. Heey gidi hey, eskileri hatırladım bak şimdi, neyse, günümüze dönelim. Bizim yeğen hepimizi sıradan geçirdi valla, teker teker iflas bayrağını çektik. İlk de ben iflas ettim, hüüü. Evlerime otellerime el koydular, tüm tapularım ipoteğe gitti, en son darbeyi de yeğenin Erenköy'deki oteline kira için 87.500 YTL öderken yedim zaten. Bir ara herkeste hesap makinesi sürekli hesap yapar duruma gelmiştik, başlangıçtan geçerken 20.000, şuradan kira, buradan kira, Haydarpaşa ve Sirkeci İstasyonlarından 10.000, yetmiyor kardeşim yetmiyor. "Halaaa, sizin bankanın -monopoly'de iflas edenlere destek kredisi- gibi bir uygulaması var mı acaba? Bir aracı olsan?" "Yok çocuğum o işler öyle yürümüyor, bak şimdi bankanın ne olduğunu ben söyleyeyim sana, :) -Banka güneşli havada sana şemsiye verir, yağmurlu havada geri alır.-" (Özlü söz, kenara yazalım, bankacıların bankalar hakkındaki yorumlarını dikkate almak lazım.) Ama yani çok katı kuralları var oyunun, borç alamıyorsun, kartel yapamıyorsun, banka hortumlayamıyorsun, kaçakçılık yok, otopark mafyası yok, kafana göre zam yapamıyorsun, kredi bile yok be, hadi faize de razıyım ama o da yok, neymiş kural kitapçığında yazmıyormuş, yaw azıcık doğaçlama oynasak şu oyunları, töbe töbee. Gerçek hayatta olsa iflas etmezdim ben ama işte neyse oyun bu... Hem, ufaklık kazansın zaten biz eğlenelim o bize yeter. Kerata, herkesi de bitirdi valla bu arada... :)

Pazartesi, Ocak 01, 2007

Yeni Yıl

Yeni yılınız kutlu olsun...

İyi Bayramlar

Kurban bayramı herkese kutlu olsun...

Okulda Dehşet - Bölüm:2

Sevgili okur, birazdan okuyacaklarınız, sizi eğitim sisteminden soğutmakla kalmaz, içinizdeki şiddet eğilimini de ortaya çıkarabilir. O yüzden lütfen 13 yaşın altında olan kardeşlerimiz şu anda hemen bu blogu terkedelim. Ya da ilköğretim çağında çocuğu olan ama onlar kadar düşünemeyen anne babalardan da olabilirsiniz, çocuklarınız kendi iradeleriyle bu blogdan çıkmamış olabilirler, televizyondan başınızı kaldırın da çocuklarınızla ilgilenin biraz. Sağ üst köşedeki X işaretine basmanız sizi güvende kılar. İşbirliğiniz için teşekkür ederiz...

Ya günlük, bu aralar tezle uğraşıyorum gene, son haftalar, evet bitemedi hâlâ, son bir 3 ay uzatma vermişlerdi, uzatmalı sevgilim gibi uzatmalı tezim vardı benim de. Artık ayrılıyoruz ama, şiddetli geçimsizlik. Bana tekrar deney yapmamı söyledi o hocam olacak gıcık şahsiyet. Bundan önceki yazılarımdan birinde hocama yağdırdığım hakaretler için özür dilemiştim ya, hepsini geri alıyorum. Yahu sen profesör olmuş adamsın. Ya hiç mi kendi fikrin, kendi düşüncen yok, kim ne derse adam peki diyor. Tezi teslim ettiğim zaman iki tane hoca daha göz atmıştı, bunlar demişki, deneye şöyle bir ekleme yapalım, şu da olsun, bu da olsun. Ben tezi bitirmişim vermişim, bunlar bana şunu ekleyelim diyorlar hâlâ. Hayır yani madem böyle yapılacaktı bu deney, 1 yıldır neden söylemediniz, şimdi mi aklınıza geldi bre densizler. Ayrıca, "Ulan babamın çelik fabrikası mı var benim, nereden bulacam o kadar deney numunesini ben?.." Diyerekten, elime geçirdiğim ilk odunla dan dun girişmek geldi ilk duyduğumda üçüne birden. (Nereden bulacaksam odunu ben de? Üniversite odun kaynıyor sanki? Yahu çok ironik oldu, kötü müyüm neyim :) ) Şahsen çabuk sinirlenen bir insan olmadığım için bana da ters geldi önce, ama yani buraya kadar geldi ya, (buraya derken burnumu gösteriyorum), şeytan diyor ki, al eniştenin getirdiği halis muhlis İsviçre çakısını, git o pek özendiği Laguna'sının lastiklerine cart cart batır. Ön kaputa da yaz kanırta kanırta, "intikamım acı olacak" diye. Sonra, yeter mi? "Yetmeez" dediğinizi duyar gibi oluyorum, çok çektim, tabi ki yetmez, madem bir şeye başladık, tam yapmak lazım, o öbür artist de nasibini almalı bu hınç operasyonundan. Sen kafana göre deney yaptırırsın ha, öyle mi, ben bitirmişim vermişim, o da olsun, bu da olsun, şımarık çocuklar gibi. Artist, bir havalar falan. Alırım ben senin havanı. Benzin lazım bir yerden. Evet, odası 2. katta. Kapsını içerden kitliyor deve, kimse girmesin diye. Ben sana gösteririm, getir abi benzini, dök kapıya baştan aşağıya. Haaaah, süper. Kibriti de böyle filmlerdeki gibi atmak lazım, fonda hain kahkahalarla. Nıhahahahaa. Çıtır çıtır yanan kapı ısındıkça, genleşme katsayını hesaplasın içerde o. Bir tane daha hoca kaldı ama o yaşlı zaten, onu affedelim. Ölümü bizim elimizden olmasın. Zaten aynı jüride olduğu hocaların başlarına gelenler kulağına gidince hafiften bir tırsar, o da ona yeter. Amacımız öldürmek değil ki zaten, korkutmak, biraz da eğlenmek. Nıhahahaa... :)