Salı, Aralık 19, 2006

Paragraf

Şimdi bir duralım...

Herkesin -teoride korsana karşı olduğu halde- kullandığı dosya paylaşım programlarından bu şarkıyı bulalım, Yuğtub'dan da bulabiliriz, "Bertuğ Cemil - Ben Hiç Sevemem". Evet farkındayım hiç şarkıcı ismi yok bu arkadaşta, ama işte her zamanki dış görünüşe göre karar verme takıntılarınızdan kurtulmalısınız, hem bu sizin için de iyi bir başlangıç olur, önyargılarınızdan kurtulmaya buradan başlarsınız. Neyse, zaten "Ne diyor lan bu dingil" deyip çoktan kapatmış da olabilirsiniz bu sayfayı, öyleyse basıp gidin zaten. Sizle işim olmaz, ki kimseyle bir işim yok zaten benim. Neyse. Ne diyorduk. Evet, şimdi bir duralım...

Kapıdan çıktın...

Zor şeyler bunlar, öyle aklı bir karış havada insanların kolay kolay yapacağı şeyler değil. Her kim olursa olsun, herkesin muhakkak acımış bir yerleri vardır. Doğduğun an popona vururlar, nefes al da yaşamaya başla diye, çocukken düşersin oran buran çizilir kanar, üflerler geçer. Biraz ters düştüysen oran buran yarılır, (Ki bu yarık konuları benim özel ihtisas alanıma girer, çok iyi bilirim bir yerlerimi yarıp gidip hastane acillerinde dikiş diktirmeyi. Teğel atmayı doktorlardan öğrendim denebilir.) Sokakta büyüdüysen hava kararmadan eve gelmiyorsan annenden şaplak yersin yine popona. Sonra fiziki acıların azalmaya başlarken başka tür acıların artmaya başlar, "keşke büyümeseydim de sokaklarda oynasaydım akşam ezanına kadar" dedirtecek kadar zorlaşmaya başlar hayat senin için. (Bak iki kere kadar kullandım, ama şimdi cümlenin doğru kurulmuş yapısını tam bulamıyorum kalsın böyle.) Üfleyince geçmeyen bu tür acılar küflenir gene geçmez.

Ol.maz.maz... Ol.maz.maz...

Ne kadar uğraşsan da şu kapuskayı sevemezsin. Kapuska da beni sevmiyor zaten. Ebegümeci de ekşi gelir hep, sanki değilmiş gibi bir de limon sıkılıp yenir. En çok köfte patates'i seversin, ama en az da onu yersin. Pahalıdır kıyma çünkü. O yüzden bu ikili bazen ayrılır, patates yersin sadece. Küçük kardeşin vardır mesela, son kalan köfteyi ona vermek zorundasındır. Ya da zaten az vardır, o yüzden sen ıspanak yersin. Ama o zaman laf etmezsin, çünkü kardeşin yiyordur, mutlusundur. Ya da kardeşin yoktur (benim gibi) ama ailede küçükler vardır, kardeş gibisindir, aynı şeydir, değişen bir şey olmaz maz dır...

Ne çabuk bıktın...

Hayat bıktırır bazen, aynı kısır döngü olduğunu farkettiğin zamanlarda. Bakarsın ki, dün de aynıydı, önceki gün de, önceki gün de, önceki gün de. Ulan dersin sonraki günler de mi böyle olacak? Sonra olmadığını görünce topallarsın kendini. "Topallarsın değil toparlarsın olacaktı". "Yok ya, çok biliyon." Çünkü hayat kaotiktir. Yarın, tamamen bugüne bağlı değildir. Kendi bağımsız değişkenleri vardır her günün. Neyse. Halbuki oynamayı çok severdim ben sokakta arkadaşlarla, gelmezdim eve. Ama önce onlar gittiler mahalleden, ben gitmedim. Onlar yarım bıraktı oyunu. Ama hep bu müteahhitler yüzünden oldu bunlar. Yıktılar bütün arkadaşlarımın evlerini, yerlerine apartmanlar diktiler. Sonra onlar da taşındılar, bir daha da dönmediler. Zaten biz de büyümüştük, sokakta oynamıyorduk artık. Oyunlar da artık eskisi kadar masum değildi zaten. Biz oynamayı seviyorduk, çocuktuk hâlâ, ama işte oyuncak kavramı değişmişti kimilerinin. Neyse.

Ya bu arada çok alakasız olacak ama ben bu Hacker Ana'ya acayip gıcık oluyorum. :)

1 yorum:

pır pır tırtıl dedi ki...

ah ben de!