Pazar, Kasım 26, 2006

ReÇin'eSizTahta

Aslında şu anda hiç bir şey yazasım yok. Hiç bir şey yapmayı istememek kötü bir şey olsa gerek diye düşünüyor olduğumu sanıyorum. Akıl takılması yaşıyorum gibi bir şey de diyebiliriz. Akılda kalması zor. Âtıl kapasite planlamasının gerekli olduğu kadar gerekli, ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamağı kadar gereksiz. Süreksiz bir geri dönüşüm kadar materyalist, küreksiz bir kayık kadar isteksiz. Rüzgara bırakmaya meyilliyken kendini, fırtınada omurgasını çatlatmış, tam batmak üzereyken denizciler tarafından bulunup karaya bırakılmış, niyeyse? Suzuz kalmış deniz kenarında, bordasını dalgalar severken, içi ilk defa kumları görmüş. Biraz da korkmuş, öyle ufka bakarken dümeni. Uzun zamandır bu vaziyette olduğunu anlamak için üzerindeki yosunlara bakmak yeterli. Borda Bordo'danmış, sepya da mürekkep balığından. Önemli mi? Yoo. Az önce öğrendim. Ne işime yaradı. Şu an için hiç. Belki ilerde yarar. Zararı çoktur kişinin zaafa bakılmaz. Kalorisi azdır yağ yapmaz. Batsa ne olurdu ki sanki, mercanlara resif imkanı belki. Ya da yüzen tahtalarını bulan ihtiyar balıkçının iki akşamlık yakıtı, üzerinde balık pişirdiği. Reçineleri hâlâ duruyorsa bayağı da ısıtır, çıtır çıtır. Neyse, ne diyorduk, heh evet, aslında şu anda hiç bir şey yazasım yok. Hiç bir şey yapmayı istememek kötü bir şey olsa gerek diye düşünüyor olduğumu sanıyorum. Akıl takılması yaşıyorum gibi bir şey de diyebiliriz. Akılda kalması zor. O zaman yazalım. Yazarak çalışırdım ben sınavlara bir gün önceden, çok dediler, zamanında, günü gününe çalış diye. Günüm günüme uymuyorki, günü gününe çalışayım. Zararını görmedim değil. Gördüm. Kördüm o zamanlar. Zararını gördüm. Faydasını göremedim. Bir keresinde kitap üzerinde uyuyakalmıştım, vay be ne günlerdi, bir daha da hiç kitap üzerinde uyuklamadım. Bir keresinde de çok uykum vardı, saati 04:00'e kurup 09:00'daki sınava 5 saat çalışsam yeter demiştim. Hatta dersi de çok iyi hatırlıyorum, Türk Dili ve Edebiyatı dersi. Bir uyandım saat 08:00. "Hadi beee..." "Neyse bir 15 dakika daha uyuyayım bari." Ama kalmadık işte. Ne oldu? Hiç. Deli gibi kalkıp 4'te çalışsam ne olacaktı ki? Hayır çalıştık da ne oldu yani gecelerce? Lineer Cebir diye bir şey. Matrismiş. What is matris ulan? Matris FF demekmiş. Güm. Alttan aldık. DC. Ooldu hocam, bana yeter, size afiyetler. Sabah bir uyandım ki, etraf bembeyaz, evin çamur içindeki stabilize yolunu hiç bu kadar sevmedim. Güzel bir çay, hoş bir kahvaltı, bir de fotoğraf çekelim, bu güzel ânımızı ölümsüzleştirmek lazım, bu sokaklar daha güzel olamaz. Kim gidecek kardeşim şimdi okula, tabi okul yolu sevgi dolu, ama donmuştur o yokuş şimdi çıkmaz minibüs. Ne yapalım? Otur iç çayını yağan kara karşı. Aynen katılıyorum. Yokuş donmamış ertesi gün öğrendim. 3 kişiyle ders yapar bu kadın işte böyle bir insan çünkü o. Bir de bitirme hocam olacak. Seni seçtim pikaçu dedik, demez olaydık. Savunma yapıyoruz, bir havalar, yok bu böyle mi, şu şöylemi, hayatında duymuş mu acaba anlattıklarımı. Yanında da angut tesis planlamacı, lan senin neyine lafa giriyosun, bilmezsin etmezsin, otur dinle, yok. O ne? Bu ne? Ebenin ... diyecem ayıp olacak şimdi. Töbe töbe, gece gece aklıma geldi bak. Hem bilmiyor, hemde, yok o öyle değil, bu böyle değil, bok değil, ne biliyosun sen ya, daha dersini anlatamıyorsun sen doğru dürüst, önce kendi anlattığın dersi öğren. Bizim hoca da tabi etkisinde kaldı herhalde adamın, ertesi günü yüzünde gerzek bir gülümsemeyle geldi, "Ben sana DC verecem bitirmenden." "Hönk?" İçimden okkalı laflar geliyor da neyse. Tut oğlum kendini, sakin. İlginç ama bak o an gözümün önünde ya, "Siz ne dediğinizin farkında mısınız hocam?" dedim, çok net hatırlıyorum. Öyle baktı suratıma. "Veremezsiniz" dedim. "O bitirmenin hakkı DC değil" Baktık ki CC vermiş. Hey Allah'ım ya. Neyse ya amaan, geçmiş gün, ki umurumda bile değil aslını soracak olursan. Bu arada şu var ki, gerçekten işini severek yapan, öğrencilerine birşeyler kazandırmaya çalışan hocalarımız lütfen bu yazımdan üzerilerine bir şey alınmasınlar, özürlerimi sunarım. Ben böyle dağıtıyorum bazen düşüncelerimi, benim derdim kendi hocalarımlaydı sadece, belki de sorun bende, o da olabilir. Neyse, ne diyorduk, aslında şu anda hiç bir şey yazasım yok. Hiç bir şey yapmayı istememek kötü bir şey olsa gerek diye düşünüyor olduğumu sanıyorum. Akıl takılması yaşıyorum gibi bir şey de diyebiliriz. Akılda kalması zor. Reçineleri duruyor mu acaba hâlâ, duruyorsa bayağı da ısıtır. Çıtır çıtır. O zaman şarkı da "In Flames - Resin" olur. Resin'in reçine olduğunun üzerinde durulur. Ben bir 15 dakika daha uyuyayım bari...
Bu yazıyı aslında daha önce yazmıştım da buraya koymak şimdi oldu, In Flames'ler geçti biraz, Passenger'lar başladı. Şarkı "Used"

Hiç yorum yok: