Umuntu ngumuntu ngabantu.
Yazı yazmak lazım gecenin bilmemkaçı olmuş. Ya yazı yazmak lazım ya da yatıp uyumak lazım. İnsanları anlayamıyorum ben yahu, neden anlayamıyorum mesela, iftara 5 dakika kalmışken sıkışık trafikte carcar korna çalıp yol isteyenleri anlamıyorum, ya kardeşim yetişemeyeceksin işte çok belli, daha ne kasıyorsun kendini, bizim de kulak zarımızı geriyorsun.
Şiddetli seçimsizlik var. Biraz da algıda geçicilik. Toplumsal bir olgu olarak bakacak olursak bu hadiseye, oldu bittiye getirmekten biraz daha yavaş gelişen bir işletim diyebiliriz. Diskografik muayenede meydana gelen tipografik hatalardan da biz sorumlu değiliz. Firmamız ise hiç daha sorumlu değildir. Matbaayı icat eden Gutenberg'e müracaat ediniz. Barutu Çin'liler icat etti diye, ölen insanların hesabını Çin'e mi keselim? "Nihao" de telefonu açarken. Sivrisinek geldi gözüme girdi. Antibakteriyel sıvı sabunlara savaş açan bir neslin evlatlarıyız biz. Prokaryot alemle iççeydik hep. Kolibasilleriye muhabbet ederdik mehtaba çıkarken heybeli develer. Hain bir antibiyotikti seni benden alan. Oysa ki yanıbaşımızdaki pis su deresinde ne kadar çok beklemiştim gelirsin diye. Duvarında kertenkelelere taş atardık. Sokak çocuğu sayılabilecek kadar sokaklarda oynadık Allah'a şükür. Yara bere oldu hep. Pislik bizim için yıkanınca geçen bir şeydi. Yüzeysel. Sonradan öğrendik asıl pisliğin o olmadığını. Abiler balığa giderken solucan toplatırlardı, sonra onların oltaya takılacağını öğrenince vazgeçerdik toplamaktan boğulurlar diye. Kola kedi nasıl dalar'ı uygulamalı öğrendik, hop bir atlar önce ön ayaklarıyla ele saldırır, dişler baş parmağı dişler, arka ayaklarını da kolunuzda biler durur, cır cır cır çizik çizik kol. Çek ulan ön ayaklarını. Havyan bile olamazken sen ben sana neden insan muamelesi yapayım ki? Magazinel spiritüel entel. Simultane olalım, senin bir kere tarz olayın bitik. Ne biçim konuşuosun lan sen, degaboww, kapoww, aıgh, splashh. 20 yıl öncesinin Batman filmini izledim, adam vurunca kopoww diye yazı çıkıyor vurduğu yerde. Batman'in vurduğu yerde gül biter evladım, kapoww da ne ola? Walla bilmem, kötü adamlar geldi, insanların suyunu emerek onları renkli tebeşir tozlarına çevirdiler, sonra biri hapşurdu, çok yaşa, sen de gör, bütün tozlar birbirine karıştı. Buyur işte, nolucak bu insanlara, bu karmaşayı çözebilecek bir tek kişi tanıyoruz, tabi ki Batman, çekilin geldim, hoşgeldin Batman, hoşbulduk, naber nasılsın, iyiyim Allah'a şükür ama bunlar için vakit yok, bu yeni icadım, Human Dust Seperator, şimdi onların hepsini bunun içine koyup tekrar renkli tozlar haline getireceğim, ama bu çok riskli bir uygulama, bunu sadece ben yapabilirim. Tabi biz zaten senden başkasına güvenmiyoruz, yapmazsan da önemli değil ya senden kıymetli mi. Olur, bir deneyelim bakalım. Çalıştırıyorum makineyi, toprak hattı var mı buranın, yakmayalım makineyi birinci dakikadan, var, Robin fişi tak, taktım abi, tam güç ver, sessiz olun çok hassas bir yerdeyiz şu anda, kimse hapşurmasın, drillong, oldu işte, şimdi bunlara su damlatmamız lazım, Robin hortumu getir, çok açma naptın, vücutları ani su yüklemesinden dolayı patladı ve sonsuza dek yok oldular, ne sonsuza kadar mı, evet sonsuza kadar, demek sonsuza kadar, evet sonsuza kadar, peki sonsuz ne kadar?
Evet, gene ne yazdığımı bilmediğim bir yazı yazdım... Gecenin anlaşılmaz yazısının fon şarkısı; "Criss Cross - Jump! Jump!"
Yatıyim en iyisi ben...
Yazı yazmak lazım gecenin bilmemkaçı olmuş. Ya yazı yazmak lazım ya da yatıp uyumak lazım. İnsanları anlayamıyorum ben yahu, neden anlayamıyorum mesela, iftara 5 dakika kalmışken sıkışık trafikte carcar korna çalıp yol isteyenleri anlamıyorum, ya kardeşim yetişemeyeceksin işte çok belli, daha ne kasıyorsun kendini, bizim de kulak zarımızı geriyorsun.
Şiddetli seçimsizlik var. Biraz da algıda geçicilik. Toplumsal bir olgu olarak bakacak olursak bu hadiseye, oldu bittiye getirmekten biraz daha yavaş gelişen bir işletim diyebiliriz. Diskografik muayenede meydana gelen tipografik hatalardan da biz sorumlu değiliz. Firmamız ise hiç daha sorumlu değildir. Matbaayı icat eden Gutenberg'e müracaat ediniz. Barutu Çin'liler icat etti diye, ölen insanların hesabını Çin'e mi keselim? "Nihao" de telefonu açarken. Sivrisinek geldi gözüme girdi. Antibakteriyel sıvı sabunlara savaş açan bir neslin evlatlarıyız biz. Prokaryot alemle iççeydik hep. Kolibasilleriye muhabbet ederdik mehtaba çıkarken heybeli develer. Hain bir antibiyotikti seni benden alan. Oysa ki yanıbaşımızdaki pis su deresinde ne kadar çok beklemiştim gelirsin diye. Duvarında kertenkelelere taş atardık. Sokak çocuğu sayılabilecek kadar sokaklarda oynadık Allah'a şükür. Yara bere oldu hep. Pislik bizim için yıkanınca geçen bir şeydi. Yüzeysel. Sonradan öğrendik asıl pisliğin o olmadığını. Abiler balığa giderken solucan toplatırlardı, sonra onların oltaya takılacağını öğrenince vazgeçerdik toplamaktan boğulurlar diye. Kola kedi nasıl dalar'ı uygulamalı öğrendik, hop bir atlar önce ön ayaklarıyla ele saldırır, dişler baş parmağı dişler, arka ayaklarını da kolunuzda biler durur, cır cır cır çizik çizik kol. Çek ulan ön ayaklarını. Havyan bile olamazken sen ben sana neden insan muamelesi yapayım ki? Magazinel spiritüel entel. Simultane olalım, senin bir kere tarz olayın bitik. Ne biçim konuşuosun lan sen, degaboww, kapoww, aıgh, splashh. 20 yıl öncesinin Batman filmini izledim, adam vurunca kopoww diye yazı çıkıyor vurduğu yerde. Batman'in vurduğu yerde gül biter evladım, kapoww da ne ola? Walla bilmem, kötü adamlar geldi, insanların suyunu emerek onları renkli tebeşir tozlarına çevirdiler, sonra biri hapşurdu, çok yaşa, sen de gör, bütün tozlar birbirine karıştı. Buyur işte, nolucak bu insanlara, bu karmaşayı çözebilecek bir tek kişi tanıyoruz, tabi ki Batman, çekilin geldim, hoşgeldin Batman, hoşbulduk, naber nasılsın, iyiyim Allah'a şükür ama bunlar için vakit yok, bu yeni icadım, Human Dust Seperator, şimdi onların hepsini bunun içine koyup tekrar renkli tozlar haline getireceğim, ama bu çok riskli bir uygulama, bunu sadece ben yapabilirim. Tabi biz zaten senden başkasına güvenmiyoruz, yapmazsan da önemli değil ya senden kıymetli mi. Olur, bir deneyelim bakalım. Çalıştırıyorum makineyi, toprak hattı var mı buranın, yakmayalım makineyi birinci dakikadan, var, Robin fişi tak, taktım abi, tam güç ver, sessiz olun çok hassas bir yerdeyiz şu anda, kimse hapşurmasın, drillong, oldu işte, şimdi bunlara su damlatmamız lazım, Robin hortumu getir, çok açma naptın, vücutları ani su yüklemesinden dolayı patladı ve sonsuza dek yok oldular, ne sonsuza kadar mı, evet sonsuza kadar, demek sonsuza kadar, evet sonsuza kadar, peki sonsuz ne kadar?
Evet, gene ne yazdığımı bilmediğim bir yazı yazdım... Gecenin anlaşılmaz yazısının fon şarkısı; "Criss Cross - Jump! Jump!"
Yatıyim en iyisi ben...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder