Elektrikler kesilince ev daha bir sessiz gelmiştir bana hep. Eskiden de böyleydi, şimdi de böyle. Aslında zaten evde herkesin uyuyor olması nedeniyle ev olabildiğince sessizken, elektrikler kesilince daha nasıl sessiz gelebilir diyebilirsin. Geliyor işte. Hatta her elektrik kesilmesinde gidip camdan bakma ihtiyacı da hissederim, camı açıp, etraftaki zifiri karanlığı izlerim. Sokaklar da sessiz gelir. Pek de güzeldir, dinlendiricidir. Az önce de yaptım, cep telefonumun cılız mavi ışığı sayesinde gittim camdan baktım. Hem de yağmur yağıyordu dışarda, ağaçların yapraklarından seken yağmur damlalarının sesini dinlemek etraf olabildiğince sessizken insana ne kadar çok huzur veriyor. Aynı huzur bebekler uyurken de var. Bebeklerin uyurken ki halleri, aldıkları nefes, hoş işte huzur verici. (Ama büyüyünce işler değişiyor, sabahın köründe dayııı diye üzerinize atlıyorlar.)
Elektrikler geldi, saat 1:31. Yani iki dakika için ne kesintisi bu böyle şimdi. Kötü oldu diyemem.
Bugün prime time dizilerimiz vardı, tüm ailenin bir arada olması münasebetiyle ev tam bir panayır yerine dönmüşken bağırtı ve gürültüler arasında televizyon izledik. "İki Aile" tavsiye ettiğim bir dizidir, cidden hoştur. Bir de "Beyaz Gelincik". Bunu da mecburiyetten izliyorum. Evde tek televizyon olunca haliyle demokratik bir yaklaşımla annemin ve ablamın dediği oluyor.
Gel gelelim gel beri gele...
Neye ihtiyacım var ki? Bir yerde okumuştum, ihtiyaçlarını ne kadar azaltırsan o kadar mutlu yaşarsın diyordu, doğruluğu tartışılabilir. Ama ihtiyaçlar gerçekten insanda hırs denen mekanizmayı öne çıkarmaya başlıyor. İhtiyaçların da ihtiyaç olduğuna kim karar veriyor o ayrı. İhtiyaçlar sınırsızdır diyen iktisatçılarla fikir birliği yapan aç gözlü insan hep fazlasını ister. Hani hep yanlış söylenen "Az tamah çok ziyan getirir" lafı gibi. (Aza tamah etmeyen çoğu hiç bulamaz derler ya hep, ki ben de böyle derdim eskiden, ta ki, birisi ne kadar mânâsız konuştuğumu açıklayana kadar.)
Ne diyorduk, evet, sonuçta bu dünya yuvarlaktır. Bunu Japon çizgi filmlerinde oyuncu top sürerken bir türlü gözükemeyen kale direklerinden anlayabilirsiniz. Bu çizgi filmlerin en hası da Tsubasa'dır. Gerçi çizgi filmin adı Tsubasa değildir ama olsun. Bir de "Akula" vuruşu vardır bu minik Japonun. Fizik kurallarını altüst edercesine ve hep de nedense son dakikalarda bir gol ile nihayetlenir çizgi film. Ama unutmayın ki onlar çizgi filmdir, gerçek hayatta Tsubasa yoktur, akula vuruşu ise tarafımdan defalarca denendiği halde başarılamamıştır. "Başarısızlıklar bizi yıldıramaz" dediğinizi duyar gibi oluyorum çılgınca bir motivasyonla, ama işin aslı öyle değil, başarısızlıklar adama çok fena çarpar. Hatta öyle fena çarpar ki, bir de yer çarpar. "Çarpan çarpmışken bir den ben çarpayım" diyen de çok olur. Başarı ise baş ağrısıdır. Başarsan da başın ağrır. Baş ağrısızlık için ise bir bardak demli çay lazımdır. İçersin geçer. İçersin derler. İçmezsin içerlerler. İçerlersin içerledin derler. İçerim içerlemezsen dersin. İçerlersen içme sen derler. İçersindeysen içersin içmezsindeysen içmez.




