Cumartesi, Eylül 30, 2006

Vahşi Yaklaşım


Ormanda bir gün daha başlıyor. Resimler nasıl ama, süper. Çok uğraştım bunları bulmaya. Bugün bir belgesel izledim Planet Earth. Tavsiye ederim herkese. Nerdeen nereye, izlerken çok eskilerde duyduğum bir hikaye geldi aklıma. Hikaye değil de kıssadan hisse gibi birşeydi. Aman neyse işte. Kısaca anlatayım.

Taraf seçme hakkımız olduğunu varsayalım. Serin bakışlı bir leopar mı olmak isterdiniz, yoksa estetik nazik bir geyik mi? Hangisi daha güzel? Birisini seçmiş olduğumuzu düşünelim. Çok ta önemli değil zaten hangisini seçmiş olduğumuz. Buradaki esas konu ne kadar hızlı koşabildiğimiz. Çünkü en yavaşlar dün kaybetti. Dünün en yavaş geyiği avlandı, en yavaş leoparı ise aç ve bugün dünden daha hızlı koşmak zorunda. Hangi tarafı seçtiğimize göre düşünecek olursak, dünün en yavaş geyiğinden daha hızlı olmazsak bugün de biz avlanabiliriz. Ya da dünün en hızlı leoparından daha hızlı olmazsak bugün de biz aç kalabiliriz.

-Nereden esti kardeşim sana da böyle, gecenin bir vakti, yat uyu ya. Hayret, bütün gün bunları mı düşünüyorsun, düşün düşün, uydur uydur, yaz.
-Ne alaka lan, zaten biliyordum ben bunu, önceden duymuştum. Hem bu aslında iş yaşamıyla ilgili bir yazıydı bu, hani iş hayatı, vahşi orman, kariyer, rekabet falan feşmekan.
-Eee?
-Pazarlama sektörü ile ilgiliydi. Sektörde başarılı olmak için.
-Sorduk mu?
-Uyuz musun?
-Evet.
-Hemde ukalasın, döverler seni bir gün.
-Eee? Döveceklerse beni dövecekler sana ne?
-Bela mısın lan sen benim başıma, ulan ne biçim bişey bu içses. Zart diye çıkıyor sinir ediyor insanı.
-Eder tabi.

Heheh, konu güzeldi de, bu benim şizofrenik içses batırdı, zart diye çıkıyor her yerden, ne anlatacağımı da şaşırtıyor.

-Şikayet mi edion lan beni.
-Lan bi git.

Ayy, eğlendim gece gece valla. :) Saat 03:27, bu saatten sonra yatmanın hiçbir anlamı yok. Anlamsız bir iş yapıp yatıp uyusam mı acaba? 33 dakika sonra uyanıcam. Heh. Neyse...

Salı, Eylül 26, 2006

Öğrenci Seçme ve Sersemleştirme Merkezi

Geçen gün babamın başına gelen bir hadise, olayı derinlemesine bilmiyorum, bir memura bir iş yaptırması gerekiyormuş, adam babamın elindeki kağıdı almış bakmış bakmış "Olmaz ama, hadi bu seferlik yapalım" demiş. Babam da çekmiş adamın elinden kağıdı, cart curt yırtmış, "Yok yapma o zaman" demiş. İlham oldu bu da bana, bana zaten bu aralar herşeyin ilham olası var. :)

Çok saçma bir laf. "Ay olmaz ama, hadi bu seferlik yapalım" Ulan dingil ukala, bir şey oluyorsa oluyordur, olmuyorsa olmaz. Oluyorsa yapacaksın zaten bu senin görevin. Olmuyorsa sen nasıl yapıyorsun, kimsin sen.

Böyle gerilere gittim, acaba ben de karşılaştım mı böyle bir durumla diye, bir düşündüm, hâlâ da düşünüyorum. Tam aynısı değil ama çok saçma bir durumla karşılaşmıştım. Okulda olmuştu, öğrenci belgesi alacaktım sanırım, enstitüdeki kadın, "Ay ama önce oradaki kağıda isminizi yazmanız lağzıım" dedi, "İyi yazalım o zaman" dedim bende, yazdık, tak tak iki tuşa bastı, yazıcıdan çıkardı belgeyi, gitti imzalattı. Verdi. Sonra da, "Yazdığınız ismi şimdi karalayın" dedi. Lan dalga mı geçiosun? Aptal etti beni 2 dakika içinde. Madem karalatacan, niye yazdırıyorsun, deli misin divane misin? Töbe töbe.

Şu "Olmaz ama hadi bu seferlik yapalım" lafı tamamen başvuranı ezmek için kurulmuş, böbürlenme kokan bir cümle yapısı. Düdük makarnası, hasbel kader memur olmuşsun oraya, kendini oraların sahibi zannediyorsun. Lütfetti, "Ay olmaz ama hadi bu seferlik yapalım". "Ay n'olur yap, sen olmazsan işler yürümez burada valla".

Bu arkadaşların bir de küçük dağları ben yarattım havaları var ki, of tadından yenmez. Bişey sorarsınız, önce bir bakarlar böyle, sonra dinlerler, sonra da sanki orada yokmuşsun gibi, gidip başka işlerle uğraşırlar. 5 dk sonra gelirler. Unutmuşlardır tabi ne sorduğunuzu, bir daha dinlerler, sonra başka bir yere yönlendirirler sizi. Bir de kıyafet ve görünüşe göre hitap etme yetenekleri süper gelişmiştir. Mesela karşısındaki adamın giyinişi, anlattıklarını anlamayacak bir sosyokültürel sınıfa ait insanlarınkine benziyorsa, birşey anlatmaya çalışmazlar. Hede hödö tadında birşeyler gevelerler. Yani "Uğraşamam şimdi senle git başımdan" demektir bu. Kuyruk ne kadar uzun olursa olsun, asla mesai saatinden 1 dakika bile önce işe başlamazlar. Ve asla mesai saatini 1 dakika bile uzatmazlar. Daha çok var da neyse. İşlerini layıkıyla yapan kişileri rencide etmeden bitireyim. Onlara bir sözüm yok. Ya kimseye bir sözüm yok zaten, sanki buraya yazmayla düzelecek sanki herşey. 2 kere sanki kullanmışım bu arada, anlatım bozukluğu olmuş. :P

Görev bilinci denen bir şey var herhalde dimi, yani olması gerek, ama insanların daha kendi bilinçleri bile yerinde değilken, görev bilinci de nesi?

Şarkı önermesi yapalım bir de; "Bullet For My Valentine - Spit You Out"

Active-X Zırvalaması

"Bu denetimi etkinleştirmek için lütfen tıklayınız"

Ee, tıkladık, ne oldu? Hiç...

"Şu senedimi denkleştirmek için lütfen tıklayınız"
"Bu beğenimi yetkinleştirmek için lütfen tıklayınız"
"Su bendimi enginleştirmek için lütfen tıklayınız."
"Bu birikimi dinginleştirmek için lütfen tıklayınız."
"Beyin etimi ehlileştirmek için lütfen tıklayınız."
"Koşan atımı sakinleştirmek için lütfen tıklayınız."

"Bu zırvayı bitirmek için lütfen tıklayınız." :) :)

Pazartesi, Eylül 25, 2006

Taşayazdım

Demin bizim T'la msn'de geyik yaparken ilham geldi. "Yazı yazdım" dedim, "Nereye" dedi, ben de "Suya yazdım" dedim, o da "Suya yazma taşa yaz" dedi. Bende "Tamam taşa yazdım" dedim. Pat diye ilham geldi, ilhama bak sen, gele gele gecenin kaçında geldi, ulan dingil ilham erken gelsene, yatacam uyuyacam. Yok ama hep böle gıcık zamanlarda gel sen uyuz et beni.

-Taşayazdım evet. Önüme baraj kurmuşlardı, doldum doldum taşayazdım. Bendimi çiğneyip aşarsam altımda kurulu köy halkını selimde boğmaktan korktum. Taşayazdım durdum o yüzden. Ta ki, o sağanak yağmura tutulana kadar. Ağır tahrik vardı hakim bey. Taştım. Pişman değilim.
-Ama evladım sen daha önce de düşeyazmışsın pek çok kez.
-Evet düşeyazmadım diyemem, haklısınız.
-Ama orada bir hata var, düşeyazdım değil, düşe yazdım olacaktı...

Lan beğendim walla yazımı aferim bana. Bu arada T.la msn geyiğimiz hâlâ sürüyor, buyurunuz, biraz kırıntı. Gece gece nasıl saçmalanır. Okuyunuz, gülünüz.

C: ama bitmedi vaktin varmı
C: yatcan mı
C: sahura kadar burdamısın yoksa
T: bi saat falan daa burdayım
C: ok
C: ulan 4 te sahur zaten
C: 3 e kadar durdun 4 e kadarda dur bari
C: ha bu arada lise tayfası toplu iftar yemeği olayımız olabilir ilerde, top bul biyerlerden
T: haha
T: ulen
T: sahur yapmıom yaa ben
T: toplu iftarda yaparım
T: ne zamn
C: nie yapmıon lan aç aç gezilir mi?
C: ye evladım aa aç ağzını bakim
C: Allah zihin açıklığı versin
C: amin amca
C: ne yedirdin bana
C: pekmez pekmez
T: ya pekerse
C: haha
C: pekmez evladım
T: ama ben korkarım
C: kaç yıldır yediriyorum ben bunu
C: hiç pekmedi şimdiye kadar
C: korkma evladım ya, problem çıkmaz, havuz mu bu?
T: her an pekebilir
T: ben risk alamam
C: ben pekmez diosam pekmez, kaç yıllık pekmezi pekertti ya haylaza bak
C: zamanı belli değil
C: seninde müsait olduğun bi gün
T: hımmm
T: en çok oruç tutan ben olduum için mi
T: Hehe
C: Keh
C: yok, en belirsiz izin yapan sen olduğun için
T: Hehe
Hahayt, gece gece güldüm valla. Ulan saat kaç oldu ya, yatmayayım bari.

Üni-Mani

Geçiyor, bugün de geçti. Günlük be, zaman hızlı geçiyor farkında mısın?

Depresif değilim ya, aksine iyiyim... Tez enstitüde bekliyor, aman beklesin, sunum hazırlanacak, amaan hazırlarız, biter mi bitmez mi, biterse biter bitmezse bitmez, salla... O kadar okumak yan etki yaptı, artık okulu çok taktığım söylenemez. Hatta okulu taktığım söylenemez. Okuma hevesine kapılmış delikanlılar genç kızlar okuyun da adam olun. Ama adam gibi okuyun. Ya tabi şimdi böyle ÖSS sonrasında ak sakallı dededen öğütler gibi olmasın ama, ben lisedeyken hayal ettiğim üniversite ortamını bulamadım üniversitede, yüksekte bulurum belki diye yüksek yaptım o daha beter. Tecrübeli bir öğrencinin yazılarını okuyorsunuz ona göre, işkembeden sallamıyoruz bunları. Çok işinize yarar bunlar, tercih rehberi falan hikaye...

Bir kere üniversitede gereksiz bir "geniş"lik var. Üniversiteye yeni başlayacak olan arkadaşlar bakınız, "Hoca 10 dakika gelmezse ders düşer, hadi dersi düşürelim" lafı uydurmadır, kanmayın. Üniversiteyi özgürlüklerinin doruk noktası olarak gören arkadaşların sersem saçma inanışlarıdır bunlar. Çünkü siz dersi düşürürsünüz, ama 5 dakika sonra o hoca muhakkak gelir. Ve yine muhakkak sınıfı terketmeyen insanlar olacaktır. Gelen hoca da yoklama yapmadan gitmez. Mal gibi kalırsınız ondan sonra, milletten ders notu dilenmeye başlarsınız.

Sonra, hocaların gözüne girmek için sınıfa tepegözü getirme, tebeşir bulma (ki pekçok günümüz üniversitesi hâlâ tebeşir kullanır), gibi aktivitelere hemen atlamayın, çünkü bu tip işler ilk tutanın elinde patlar. Kitlerler sana tepegözü sene boyunca sınıf sınıf taşır durursun.

Üniversitede sınıf başkanlığı kavramı, bölüm başkanına yalakalık yapma becerisi ile doğru orantılıdır. Ama başkanın sınıf içinde hiç bir yaptırımı yoktur, "Lise mi lan burası" diyip oturturlar adamı, çok fazla heveslenmeyin. "Harbiden de, lise mi lan orası ne başkanı."

Endüstri okuyacak olan arkadaşlar, ilerde Taylor diye bir adamla tanışacaksınız, çok yormayın kafanızı anlayacam diye, adam çözmüş olayı, ezberleyin gitsin. Bir de Makine Mühendisleri size sürekli "Makine'den ayrılmış bölümsünüz siz" falan diyeceklerdir. Telâşa hiç gerek yok, "Makine Elemanları sınavınız ne zaman?", "Akışkanlar nasıl gidiyor?" gibi sorularla düşmanı püskürtebilirsiniz. Yok yok düşman değil, kardeş onlar kardeş, ah canlarım benim.

İlk haftalarda, muhakkak sınıfta fırlama tipler olur, gözlemleyebilirsiniz zaten, bu arkadaşlar böyle nedense sürekli bir aktivite, sosyalleşme, kaynaşma çabası içinde olurlar. Göze batayım, ortamlara akayım, okulda tanınayım gibi heveslere kapılırlar, komik olurlar aman diyeyim. Başka da bişey demeyeyim.

Sakin olun ya, cool dostum, yok mu mp3 player'ın falan, al dinle paşa paşa, ne ortamı. Dersine bak, ilk haftalardan sorarlar hocalar hep. Çok sıkıntı çekersen ben sana bir playlist yollarım, gençliğe hizmetimiz olsun o kadar. Sizler bizim geleceğimizsiniz, bizi mahvetmeyin. Çüş lan sanki ben çok yaşlıyım, ne diyorum ya sapıttım iyice. Hem banane, okursanız okuyun okumazsanız okumayın, hatta okumayın, önce ben bir iş bulayım, sonra okursunuz, işsizlik var kardeşim, habire bitirip bitirip geliyorsunuz okulları, dellendirmeyin adamı.

Hadi bak bu yazı uzun oldu 3 şarkı birden önereyim size bugün...

"The Cranberries - Salvation"
"Blackmore's Night - Play Minstrel Play"
"In Flames - Reroute to Remain"

Pazar, Eylül 17, 2006

Dingilizce

İngilizce öğrenmem lazım ya... Yani ingilizce biliyorum ama daha çok öğrenmem lazım. Bugün bir iş başvurusunda bulunsan "tofıldan kaç aldın" demezler mi adama, derler. Derlerse, ben ne diyecem, "hay tofılınızı s...m" diyemem herhalde. İngilizce söylemek lazım, Türkçe anlamaz bunlar. "f...k your toefl" o zaman. Keh keh. Yok yok tamam, yarı sansür uyguladım işte, sevmem küfürü zaten fazla. Ay ne kadar kabasın tüü. Ya tamam işte sansürledik, amaan, oku oku hadi boşver.

Evet o yüzden hemen ingilizcemi geliştirmek için kollarımı sıvadım. Türkçeyi nasıl öğrenmiştim ben, eskilere dön, dön dön dön. Fişler? Yok çok eski oldu. Ortaokul? Hımm evet, bilinmeyen kelimeler, ok. Cümle içinde kullan. Oo tamam buldum.

Eveet, bilmediğimiz kelimeleri çıkaralım önce, sözlük gelsin. Geldi. Şimdi tabi bilmediğim kelimeleri bilmediğim için hangi kelimeleri bilmediğimi bilemem. O yüzden rastgele kelimeler seçeceğim sözlükten, rastgele sayfaların rastegele kelimeleri...

drum: davul
kibosh (kay'boş diye okunuyormuş): saçma zırva.
medieval: ortaçağa ait
proctor: Üniversitede disiplin memuru, procter & gamble vardı bir tane ama alakasız herhalde, bu arada gamble kumar demek yaw, kumarlı şirket ismi mi olur acayip.
rabble: gürültücü kalabalık
turbot: kalkan balığı

Evet cümle içinde kullanalım da kafamıza girsin değil mi kelimeler;

I've seen drum.
I've seen kibosh.
I've seen medieval.
I've seen proctor.
I've seen rabble.
My mother has got a turbot.( :p Bu farklı olsun bari)

Eveeet, hiçbiri aklımda kalmadı süper. :p (Ya gerçi bunlar bildiğim kelimelerdi hep zaten, ama öyle sezinledim yani sanki bilmediğim kelimeler olsaydı kalmazmış gibi geldi, oof ne diyorum ben ya.)

Perşembe, Eylül 14, 2006

Untitled

Astrolojik antoloji sürmesin hayatımızı, dart okları 12'den vurmaz ki her zaman. Bazen 11, bazen 9, bazen de 911.

Son vuruşta yaptığın gol hatırlanır hep, maçta nasıl oynadığın çok da önemli değil, nerede bitirdiğin önemli sonunda. Yerde yada omuzlarda, aslında o da önemli değil, omuzlardaysan yanında kimse yok, yerdeysen çimenler hep yanında, onlar sadık dost, ne kadar ezsende maç boyunca. Şarkının sonunda başa almak istemek önemli şarkıyı. Beğenimin dışa vurumu bu. Ruhumun hava durumunu anlatmalı şarkı. Geceler soğuk ve karanlık, gündüzler sıcak ve canlı. Çölümsü bir rüyadaysan, vahada su içiyorsan, muhakkak yeşil bir palmiye vardır üzerinde sana gölge yapan. Mavi gökyüzü upuzun uzanır başının üzerinde, ufuk çizgisi o kadar uzaktır ki göremezsin. Ama gidersin yinede. Ufuk çizgisini göremesende, umut vardır beraberinde. Hızmalı çöl bedevisi deve kervanını çekerken karşıdaki kum tepesinde, gölgesi uzar, yanına kadar gelir kızgın kumların üzerinde. Tam fotoğraflık bir enstantenedir, ama makinen yoktur... Nihayetinde herşeyi nihayetlendiren nihai vuruştur...