Yazı başı notu: İşe bak ya, dinlediğimiz şarkıdan esinlenip, fırtına yazısı yazalım dedik, bir de ne göreyim akşam televizyonda "Yarından Sonra" diye film. Hayda... Ama güzel filmmiş cidden, benim yazının filmle hiç bir alakası olmadığını belirteyim buradan bari :)
Günlük? Gene kaldık mı başbaşa? Yazık sana da ya... Benim gibi bir delünün sersem cümlelerini dinliyorsun valla. Psikoloğa falan gidiyor musun sen bakayım? Gitme gitme, bana gel. Ben de seni dinleyeyim ödeşelim. Hadi, konuş bakalım. Anlat dertlerini. Konuşsana. Hadi ama. Tamam kimseye söylemem. Zaten söylesem kim inanır ya, manyak mısın, "günlüğümün dertleri" hahayt komik olma. Hadi bak anlatmayacaksan bekletme beni yazı yazacam. Neyse salla, çok meraklıyım sanki senin dertlerine, kaybol, defol, tozol, yokol, gözüm görmesin seni. Gel gel gitme bir yere, yazı yazacam. Zaten git dediğimde gitmemiştin biliyorum. Neden? Sen iyi bir dostsun çünkü günlük. Öyle demişti annem, anneme de babaannem söylemiş, "Dostunu bazen kır evladım" demiş. "Eğer gerçekten dostunsa kırılmaz sana, gerçekten tanıyorsa seni." demiş. Yok tanımıyorsa zaten dostun değildir ki, dimi ama. Bak sen öyle değilsin mesela, git diyorum gitmiyorsun, hakaret ediyorum tınmıyorsun hiç, kaale almıyor musun lan yoksa beni? Yoksa yüzsüz müsün? Nesin bakayım sen, dostum musun, düşmanım mısın? Hiişşş, kime diyorum aloo...
- :)
Aferin, hep gül işte böyle.
Ya ağır ağır şeyler yazmak istemiyorum bu gece... Bak ne anlatacağım, seneler önce lisede, yeşil otobüsler yeni gelmeye başlamıştı o zaman, (ben niye bu yeşil otobüslere bu kadar taktım anlamadım, yeşil, çok güzel bir renk, ondan olabilir.) O zaman sınıftan Y ile aynı otobüse binerdik. Ancak otobüs o kadar dolu olurdu ki, ben ön kapıdan bindikten 5 6 dk sonra evimizin oradaki durağa gelirdik, tabi, ön kapı ile orta kapı arasında bir yerlerde olurduk o zaman biz, balık istifi vaziyetinde. Ulan durağa geldik, düğme falan yok uzak, şöföre bağırırdık, "abii inecek vaar" diye. "Düğmeye bas" diye saçma bir telkin gelirdi ön taraftan, yok yaa bilmiyoruz sanki biz. Kapıya ulaşamadık ki düğmeye basalım, bu sefer kapı önü ahalisine bağırırdık, "abi düğmeye basar mısınız?" diye. Tamam halden anlayan ahali basardı düğmeye, tamam da, kapıya gidemedim ki ben daha. Kısa bir güreş seramonisinden sonra kapıya ulaşırdım, çoğu zaman da ulaşamazdım, adam kapıyı kapatır giderdi, bende müsade etmeyen herkesin ayaklarına basa basa giderdim kapıya, ay pardon, aıh pardon falan. Y zaten her seferinde kopardı otobüste. Hain herif, son durakta iniyor tabi öyle dertleri yok :) Çoook inemedim ben öyle otobüsten.
Hele bir keresinde tam ulaştım kapıya, önümde bir tane adam, düğmeye de basmışım (yani bak kendim bastım düğmeye, azim), aha durağa geliyoruz, yavaşladı araba, Allah'ım ineceğim sonunda kendi durağımda. Durdu. (Y. şaşkın tabi, kolay mı, durağımda ineceğim otobüsten) Y'e döndüm, "hadi yarın görüşürüz" gibisinden bir veda cümlesi söyleyecem, kapı açıldı, ulan bu seferde öndeki adamın eli kapıya sıkıştı, herif bir feryat figan, "kaptaan, kapat kapat, elim sıkıştı" anaaa, herif kapattı kapıyı, bastı gitti. Hey Allah'ım yaaa, kapı açılmış bir de ne veda etmeye uğraşıyorsun ki sen?, akla bak. Adamın da eli kapıya sıkışmış, ez herifi geç sanane, eli sıkışmışmış... Tutmayın ya girişecem herife, eline koluna sahip olsana kardeşim. Y'i en son yerde gördüm, yıkılmıştı artık gülmekten, bu sefer bende tutamadım ama kendimi ya, ulan ne komik şu dünya. :)
O zaman, hadi buraya kadar benimle bu komik anımı paylaştınız bende sizlerle güzel bir şarkımı paylaşayım; "Blackmore's Night - Magical World"
Harbi çok nostaljik oldu şarkıyı dinleyince ya... Gözlerim mi sulandı ne? :)
- :)
Aferin, hep gül işte böyle.
Ya ağır ağır şeyler yazmak istemiyorum bu gece... Bak ne anlatacağım, seneler önce lisede, yeşil otobüsler yeni gelmeye başlamıştı o zaman, (ben niye bu yeşil otobüslere bu kadar taktım anlamadım, yeşil, çok güzel bir renk, ondan olabilir.) O zaman sınıftan Y ile aynı otobüse binerdik. Ancak otobüs o kadar dolu olurdu ki, ben ön kapıdan bindikten 5 6 dk sonra evimizin oradaki durağa gelirdik, tabi, ön kapı ile orta kapı arasında bir yerlerde olurduk o zaman biz, balık istifi vaziyetinde. Ulan durağa geldik, düğme falan yok uzak, şöföre bağırırdık, "abii inecek vaar" diye. "Düğmeye bas" diye saçma bir telkin gelirdi ön taraftan, yok yaa bilmiyoruz sanki biz. Kapıya ulaşamadık ki düğmeye basalım, bu sefer kapı önü ahalisine bağırırdık, "abi düğmeye basar mısınız?" diye. Tamam halden anlayan ahali basardı düğmeye, tamam da, kapıya gidemedim ki ben daha. Kısa bir güreş seramonisinden sonra kapıya ulaşırdım, çoğu zaman da ulaşamazdım, adam kapıyı kapatır giderdi, bende müsade etmeyen herkesin ayaklarına basa basa giderdim kapıya, ay pardon, aıh pardon falan. Y zaten her seferinde kopardı otobüste. Hain herif, son durakta iniyor tabi öyle dertleri yok :) Çoook inemedim ben öyle otobüsten.
Hele bir keresinde tam ulaştım kapıya, önümde bir tane adam, düğmeye de basmışım (yani bak kendim bastım düğmeye, azim), aha durağa geliyoruz, yavaşladı araba, Allah'ım ineceğim sonunda kendi durağımda. Durdu. (Y. şaşkın tabi, kolay mı, durağımda ineceğim otobüsten) Y'e döndüm, "hadi yarın görüşürüz" gibisinden bir veda cümlesi söyleyecem, kapı açıldı, ulan bu seferde öndeki adamın eli kapıya sıkıştı, herif bir feryat figan, "kaptaan, kapat kapat, elim sıkıştı" anaaa, herif kapattı kapıyı, bastı gitti. Hey Allah'ım yaaa, kapı açılmış bir de ne veda etmeye uğraşıyorsun ki sen?, akla bak. Adamın da eli kapıya sıkışmış, ez herifi geç sanane, eli sıkışmışmış... Tutmayın ya girişecem herife, eline koluna sahip olsana kardeşim. Y'i en son yerde gördüm, yıkılmıştı artık gülmekten, bu sefer bende tutamadım ama kendimi ya, ulan ne komik şu dünya. :)
O zaman, hadi buraya kadar benimle bu komik anımı paylaştınız bende sizlerle güzel bir şarkımı paylaşayım; "Blackmore's Night - Magical World"
Harbi çok nostaljik oldu şarkıyı dinleyince ya... Gözlerim mi sulandı ne? :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder